Parga’lı İbrahim’in Sarayı!
Günümüzde,

Türk ve İslam Eserleri Müzesi

Sultanahmet meydanı, ‘At Meydanı’ demek daha doğru! Bir Bizans adlandırması! Ne savaşlar, ne barışlar gördü; ne aşklar ne ölümler? Geçmişi bize yaşatan pek çok eser, hala bu meydanda. Bizans’tan kalanların yanında, tarihsel olarak daha yeni ‘İbrahim Paşa Sarayı’; bugünkü rota.

Buradaki, Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ni gezeceğiz beraber; ama önce bina. Meşhur sarayın altında başka bir bina var, hatta onun altında da. 1520-21’e tarihlenen ‘İbrahim Paşa Sarayı’ aslında önceki yapının bir bölümü üzerine kurulan, başka biçimde düzenlenen bir bina. Günümüzdeki yapı ise, İbrahim Paşa Sarayı’nın sadece 2. Avlusu ve çevredeki başka yapıların bazı bölümlerinin birleştirilmesi ile oluşmuş. Bilgi ve kanıtlar kısıtlı.

Peki bu bina, daha doğrusu yapıldığı zaman ki saray neden önemli? Öncelikle, sultan saraylarıolarak adlandırılan, padişahın çevresindekilere ait sarayların en büyüğü! Kanunu Sultan Süleyman,onarımı yaptırıp, Sadrazamı İbrahim Paşa’ya hediye ediyor. ‘Evliya Çelebi’, İstanbul’daki en büyük ‘vezir sarayı’ demiş. Kimilerine göre, Topkapı Sarayı’na yakın, o zamanki haliyle. Hanedan dışında birinin, böyle bir saraya sahip olması imkansız. İbrahim Paşa; Sultan Süleyman’ın kız kardeşi Hatice Sultanile evlenince, bir manada hanedan mensubu. Ancak kökleri Parga’ya, bugünkü Yunanistan topraklarında küçücük bir köye dayalı.

Sultan Süleyman’ın tamir ettirdiği yapı, aslında 2. Beyazıt zamanında yapılan ve sonradan kaderine terk edilen bir konak. Mimarı bilinmemekle beraber Hassa Mimarbaşı Acem Ali,ismi geçiyor. Yıllar sonraki tadilat da; Mimar Sinan’ın adı da; ama net değil. İbrahim Paşa ve Hatice Sultan’ın meşhur düğünü de, bu sarayda yapılıyor. İkilinin çocukları da burada büyümeye başlıyor. Yanı sıra saray; dönemi içinde sayısız toplantılara, düğünlere ev sahipliği yapıyor. Hatta bizzat Padişah da burada ağırlanıyor.

Bilinen en alttaki oluşum, meşhur meydanın Bizans dönemi hipodrom kalıntıları. Kademeli yapılaşmanın nedeni o. Konağın tadilatla saraya dönüşümde, doğal olarak avlu ve kapılarda değişimler uygulanmış, çardak, ahırlar, kilerler, mutfak, divanhane, hassaevleri vs. gibi oluşumlar düzenlenmiş ya da yapılmış.

İlkin; kapı ağası, sonrasında, has odabaşı, iç şahinciler ağası, Rumeli Beylerbeyi, Anadolu Beylerbeyi, Seraskerlik ve Sadrazamlık. Bu hızlı yükseliş, elbette bazılarının hoşuna gitmemiş.

13 yıllık Sadrazamlıkta, zaman içinde kendini ‘Sultan’dan da önde gören akıl, ne yazık ki Pargalı’nın sonu olmuş. Kanuni; bir gece cellatlarını göndermiş bu eski dostuna. Devşirme köleden, Sadrazamlığı yürüyen İbrahim’in hızlı yükselişi, feci bir son ile noktalanmış. Ancak, Osmanlı’nın dış politikasındaki etkileri, batılı anlayışı, sanat verdiği önem, zekası, bilgeliği, hazırcevaplığı ve tam bir politika adamı oluşu; bugün bile konuşulur.

140 metre açıklık ile toplamda dört avludan oluşan ve ‘at meydanı’na açılan bir oluşum. Olası güvenlik amaçlı, birbirine bağlı ama bağımsız da olabilen avluların görkemi ve kesme taş işçiliğinin özel’i anlatılıyor.

Artık herkes tanıyor ama; kısaca bakalım şu Pargalı’ya! Ne yapmışta, ‘Sultan’; hem kız kardeşini, hem de bu sarayı vermiş o’na? İbrahim Paşa’nın yükseliş hızı; tek Osmanlı’da. Başka örnek yok. Bir devşirme olarak geldiği Manisa’da, Şehzade Süleymanile dost olmuş. ‘Süleyman’ın tahta çıkışı ile de, Saray günleri başlamış; Parga’lı için.

Vezir’i tanıdıktan sonra, dönelim yine Saray’a. 1525’deki isyanda, diğer yapılar gibi burası da zarar görüyor. Bir yıl sonra Budin ‘Macaristan’ seferinden dönen Pargalı’nın yanında getirdiği heykelleri, sarayın avlusunda sergilemesi, tepkilere yola açıyor. Put’dur, günahtır diye.

1536’da, Vezir’in idamına dek kullanılan yapı, daha sonra boşaltılıyor, küçük değişiklikler ile farklı devlet görevlilerine ev sahipliği yapıyor. Bunlardan en ilginci bence; Zal Mahmud! Kanuni’nin en büyük oğlu Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasında, son noktayı koyan kişi. Çok güçlü bir yapısı olan Mustafa, cellatlardan kurtulup tam çadırdan çıkacakken, arkadan saldırıp düşüren ve sonra cellatların yardımı ile onu iple boğan paşa.

Saray, 1652’de yangın, 1675’de deprem, 1700’lerde tadilat sonrası yine yangın gibi olaylara maruz kalıp, uzun süre kullanılmamış.

Binayı yeterince tanıdık, şimdi gelelim Türk ve İslam Eserleri Müzesi sürecine. Yıl 1914. Süleymaniye Caminin o meşhur külliyesi ve görkemli imaret binası. Tahtta, Sultan Mehmet Reşat. Evkaf-ı İslamiye Müzesi burada açılıyor. Türk ve İslam eserlerinin birlikte sergilendiği ilk müze. Neler mi var burada, ilk açılışta? Halılar, şamdanlar, el yazmaları, rahleler, kandiller, çini eserler, çeşitli kaplar, levhalar vb.

İlk müdürler; Ahmet Hakkı bey, Mimarzade Ali bey. Ülkede müzecilik çok yeni ve imparatorluk sıkıntıda. Yine de o koşullarda, olumlu işler yapılmış olmalı ki, ‘İslam Vakıfları Müzesi’az da olsa dış basında yer bulmuş.

Saray, 1652’de yangın, 1675’de deprem, 1700’lerde tadilat sonrası yine yangın gibi olaylara maruz kalıp, uzun süre kullanılmamış.

Binayı yeterince tanıdık, şimdi gelelim Türk ve İslam Eserleri Müzesi sürecine. Yıl 1914. Süleymaniye Caminin o meşhur külliyesi ve görkemli imaret binası. Tahtta, Sultan Mehmet Reşat. Evkaf-ı İslamiye Müzesi burada açılıyor. Türk ve İslam eserlerinin birlikte sergilendiği ilk müze. Neler mi var burada, ilk açılışta? Halılar, şamdanlar, el yazmaları, rahleler, kandiller, çini eserler, çeşitli kaplar, levhalar vb.

İlk müdürler; Ahmet Hakkı bey, Mimarzade Ali bey. Ülkede müzecilik çok yeni ve imparatorluk sıkıntıda. Yine de o koşullarda, olumlu işler yapılmış olmalı ki, ‘İslam Vakıfları Müzesi’az da olsa dış basında yer bulmuş.

Cumhuriyet döneminde, 1924’de ‘Türk ve İslam Eserleri Müzesi’adını alarak, Topkapı Sarayı Müze Müdürlüğüne, bağlanıyor. Yıllar içinde yoluna devam eden müze de, eser sayısı da artarken, 1939’da 2. Dünya savaşının ayak sesleri duyuluyor. Güvenlik amaçlı boşaltılıyor, tam on yıl sonra, 1949’da yeniden hayat buluyor. Yeni bir düzenleme ile.

1964’den itibaren, artık bağımsız bir müzedir. Tüm bu çaba da sonradan emeği geçenlere bakalım; Müze Müdürü olarak. Ahmet Ziya bey, Ali Sami Bayar, Mahmut Kemal İnal, vekaletenAbdülkadir Erdoğan ve son isim, Elif Naci. Tanıdık geldi tabi. Gerçek bir sanatçı. Gazeteci, ressam, yazar. Hepsinin emeklerine sağlık, ışıklarda uyusunlar.

Tekrar dönüyoruz İbrahim Paşa Sarayı’na. Uzun yıllar atıl kalan yapı kısmen yıkılıyor, zamana direnemeyeceği düşünülen kimi bölümleri başka yapılarla birleştiriliyor. Dönemlerle çevrede yapılan imar değişimi, burayı da etkiliyor. Bina, kimi zaman tapu dairesi oluyor, kimi zaman cezaevi, ya da fabrika…

1966’dan başlayan ve aralıklarla 1983’e dek süren bir yeniden yapılanma, İbrahim Paşa Sarayı’nı bugün gördüğümüz biçime taşıyor. Ve o yıl, Türk ve İslam Eserleri Müzesi, yenilenen eserlerle Süleymaniye’den taşınıp, burada hayata geçiyor. Bir yıl sonra, Avrupa Konseyi Yılın Müzesi yarışmasında jüri özel ödülügeliyor. Ardından Avrupa Konseyi UNESCO Çocuklara Kültür Mirasını Sevdirme Ödülü.

2012 ve 2014’de, modern müzecilik anlayışı ile, yine yenileme çalışmaları söz konusu. O gün bugün ziyaretçilerini ağırlamayı sürdürüyor.

Peki, ‘Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne gittiğimizde neler göreceğiz? Abbasi, Endülüs, Fatimi, Eyyubi, İlhanlı, Memluk, Selçuklu, Safevi ve Osmanlı’nın da içinde olduğu uygarlıklara ait kırk binden fazla eser sizleri bekliyor.

Bir kaç örnek; Abbasi’lerin Samerra’sından, Emevi’lerin Rakka’sından arkeolojik kazı buluntuları, bugün olmayan Kılıçaslan Sarayı’nın ’Konya’alçı kabartmaları, İznik Çinileri, müthiş el yazmaları, cam ürünler, Rüstempaşa, 2.Selim, 1.Ahmet türbelerinden, Ayasofya kütüphanesinden gelen eserler, sedef kakmalı kuran muhafazaları, altın sürahiler, ibrikler, kaftanlar, kemerler, toprak kaplar, metal ve seramik objeler ve ahşap sanatının en güzel örnekleri.

Burası, dünyanın en önemli halı koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor! 13. Y.Y. Selçuklu halıları, 16. Y.Y. Uşak halıları, 18. Y.Y. İran halıları ve daha başkaları.

Yapının girişinden itibaren tarihi Bizans hipodrom kalıntıları ile başlayan sihir, üst katta U biçiminde tasarlanan yapıda, kronolojik sırada 13 farklı uygarlığın eserleri ile sürüyor. Ve; sizi alıp tarihin o derin sayfalarında, muhteşem bir geziye götürüyor.

Son olarak; ‘Etnoğrafya’ bölümünden söz edelim. Geleneksel Türk yaşam tarzını yansıtan canlandırmalar. Günlük hayatı ortaya koyan güçlü aksesuarların desteklediği dekoratif eserler; yıllar öncesinden bir yelpaze.

Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ni kaçırmayın. Ulaşım, çok kolay. Turistik meydan Sultanahmet de!

Hayran kalacaksınız.