Yeşil’e, doğaya doyalım; büyük ustayı da analım!

AKÇAKOCA…

İsimden belli tarihi ama; bir bütün olarak düşünmeli!

Bizim seyahatlerimiz değişiktir ya. Tabi, mutlak tarihe atıfta bulunuruz. Burada da bulunacağız.

Çünkü zengin! Ama bu geziyi biraz edebiyata yönlendireceğiz. Akçakoca’da; Türk yazın tarihinin büyük üstadı Rıfat Ilgaz’ı anacağız. Peki, neden?  Usta, Akçakoca’da ve yakın yerlerde, mesela ‘Gerede’ de altı yıl boyunca ilkokul öğretmenliği yapmış. Ve; daha gencecik bir ‘Yazar’ olarak ‘Karadeniz Kıyıcığı’nı burada yazmış. Işıklarda uyusun.

Herkes O’nu; ‘Hababam Sınıf’ı ile tanır ama; öncesi ve sonrasında sayısız eser vermiştir; Türk edebiyat dünyasına; hizmetleri sonsuzdur!

1993’de kaybettiğimiz Rıfat Ilgaz; 1911 Cide doğumlu.  Usta’ya gereken önem zaten verilir ama;  öğretmenlik yaptığı, Akçakoca Orhangazi İlkokulu;  ‘Rıfat Ilgaz Müzesi’ olarak hayat bulduğunda, önem daha da bir yerine oturacak gibi. Adı; zaten tabela da. ‘Rıfat Ilgaz Caddesi’burası!

Görkemli okul binası, 1928 tarihli, ve Cumhuriyetin ilklerinden! Binanın güzelliği, ilçeye gelen ziyaretçilerin gözünden kaçmıyor. Keşke bu yaştaki her binamıza, sahip çıkabilsek!

Burası; parlayan şehir ‘Diapolis’. Parlatmalıyız, turizm adına da, tarih adına da! Ama olması gerekenin çok gerisinde Akçakoca; ülkedeki pek çok merkez gibi!

Kenti ilk kuranlar bilinmiyor. İ.Ö. 1200’lerde Trak ‘Trakyalılar’ ve sonrasında Frig’lerin bu bölgede varlığı söylenti. Değişik görüşler olsa da, İ.Ö. 600’lerde Lidya egemenliğinden ve buraya ‘DIA dediklerinden söz edilmekte! DIA = PARLAK.

Gariptir; buralarda kısmen yakın yerlerde olduğu gibi, Bitinya Krallığı; bahis konusu.  Ama gözle görünür, elle tutulur bir kanıt yok. Ayrıca, Latin’ler ve Ceneviz’liler var burada; söylemlere göre. Tabi Bizans ve Osmanlı da. ‘Diapolis’; zaten bir Bizans adlandırması malum!  ‘Polis/ Poly/ Şehir’. Kimi kaynaklara göre, İ.Ö. 298. Yıllar uçurum gibi; farklı her yerde karşılaştığım olgu! Zaman, günümüze yaklaştıkça, tarihler biraz daha net olmaya başlıyor. Normal. Makedonlardan söz ediliyor mesela?

Daha ‘yakın’a gelmeye başlayalım. 1204’de;  Haçlılar’ın İstanbul’u işgali sırasında; buranın Ceneviz kontrolünde olduğu bilgisi var! Şu an tadilat geçiren ‘Ceneviz Kalesi’nin de, o zaman inşası. Bu arada, kale; olası başka bir kale yıkıntısı üzerine yapılmış, en azından temelleri kullanılmış!

Ceneviz’liler, malum sağlam denizci ama tüccar, deniz ticaretinin erbabı. Ve burada bir üs kurup, alışverişin su üzerindeki bölümüne egemen olmuşlar. Aslında pek çok yerde olduğu gibi.

Bizans;  bir alıp bir kaybediyor burayı? 1200‘lerin ikinci yarısından sonra kalıcı bir hakimiyet gözleniyor.

 

Biraz gezelim sonra tekrar tarih. Akçakoca, tertemiz suları, upuzun kumsalları ile Karadeniz’in incilerinden! Düzce’ye bağlı ve merkeze 37 km. mesafede.  Mavi bayraklı plajları ile, 35 km’lik bir sahil şeridine sahip. ‘Yeşil’i ayrı özel! 

İstanbul’a yaklaşık 220 km. Başkente, 275 km. uzaklık, karayolu ulaşımı için! İlçede sabit nüfus; 30 binler; yaz aylarında ise, 300 binlerde.  Burada tarih önemli ama, turizm de bir gelir kaynağı beraberinde. Kışın bile ziyaretçi alması; aslında bölgenin hala tam bozulmamış ve belli bir kitleye hitap ettiğini gösterir nitelikte.

Turizm olgusu; 1990’lardan sonra gündeme gelmiş! Günümüzde, yaklaşık 2.000 yatak kapasitesine sahip bir turizm konaklama merkezinden söz ediyoruz. Coğrafik koşullar ve yerel gastronomi, bunda etkin. Sürekli yaşayanlar;  ya da kış mevsiminde de ara ara gidip gelen,  bazen kalanlara ayrı bir parantez. 500 civarındaki yazlık konut; hiç de az değil.

Akçakoca’da ekonomik anlamda turizmden daha öne çıkan olgu; fındık. Bölge karasal iklimin etkisinde ve doğal olarak deniz sezonu kısa. Bitki örtüsünün de etkisi ile bol yağış alması ve tabi toprağın etkileri, fındık yetiştirmek için ideal. Ağustos ayında hasat edilen bu değerli ürün, hem bölgeye hem de ülkeye katkı sağlıyor. Temmuz ayında, hasattan hemen önce geleneksel olarak tekrarlanan ‘Akçakoca Uluslararası Kültür Turizm ve Fındık Festivali’, ilçeye ayrı bir renk katıyor. Yanı sıra ilgili sektörlere de; ve tabi tanıtım anlamında çok değerli.

Lezzetlere bakacağız ama hemen fındık ile başlayalım. Fındıklı tahin helvası, buraya özel. Tatlıdan başlanır mı? diyenler var. Durun; daha ne çeşitler anlatacağız. Pideleri özel. Farklı biçim ve çeşitler ile sunuluyor. Ama esas olgu, balık. O gerçekten başka. Mezgit mi desem, İstavrit mi? Kalkan ve Çinekop, saygı uyandırır. Peki, barbun, levrek, palamut! Daha da var. Karadeniz’in nimetleri burada. Sahil boyu bazen de içlerde çok sayıda restaurant, misafirlerini bekliyor. Şimdi, bir başka olgu; Akçakoca salatası. Balığın olmazsa olmazı. Buraya adanmış. Renk renk, büklüm büklüm. Yeşillikler, kırmızılar, hatta turşular, evet salatalıklar, lahanalar şifa dolu. Havucu, pancarı sağlığa da etki eder. Lezzet ve görsellik bir arada.

Bu Akçakoca adı nereden geliyor? Hani ‘Parlayan şehir’ demiştik ya; nasıl dönüşmüş peki? Konu ile ilgili farklı tarihler ve düşünceler var. 1319 ve 1323’e dikkat! Osmanlı’nın kuruluş yılları. Bir görüş; fethi yapan ‘Osman bey’in, burayı en önemli silah arkadaşı ‘Akçakoca’nın idaresine bırakması. Başka bir görüş; ‘Akçakoca’nın burayı, kendine ait birliklerle alması. Son görüş de; bölge halkının kendi istekleriyle ‘Akçakoca’nın beyliğini istemeleri. Bu görüşler doğrultusunda, kentin adının ‘Akça’ olması kesin. Sonrasında ‘Akçaşah’. ‘Şah’, şehir manasında! Yani ‘Akçaşehir’. Zaman zaman buraları kontrol eden Bizanslıların da bu ismi kullandığı, rivayet! Devamında ‘Akçakocabey’e evriliş! 1934’de yasa ile ‘Akçakoca’ oluyor!

İlçe merkezinde yenilenen heykellerde, ‘Osman Gazi’, ‘Akçakoca’ ve yine önemli bir komutan olan ‘Konur Alp’; geçmişi anımsatıyor! Bu bölüme ilişkin son not; ‘Akçakoca’nın babası Abdülmelik binAbdülfettah’ın, önemli bir Türkmen aşireti mensubu olduğu ve Anadolu Selçuklularına dayandığı! ‘Yeter bu kadar tarih’ diyenlere; ‘İz’i bulamasak, yer’i bilemeyiz’diyelim.

‘Kadınlar Plajı’, hiç yabancı gelmedi değil mi? Aynı isim, Kuşadası’nın yıllarca en ünlüsüydü. Burada da var. Ama başkaları da. Çuhallı, Değirmenağzı, Çınar plajları bunlardan bazıları. Yalnız dikkat; Karadeniz burası, ters akıntı da olur, kum çekilmeleri de, yüzme tutkunlarına not.

‘Yukarı Mahalle’ya bir bakalım şimdi de. 150-200 yıllık evler var, kimileri koruma altında. Onarım geçiren de var, zamana direnen de. Padişah 1. Ahmet döneminde, işgaller neticesinde, buranın yöneticisi ‘Kerameddin Efendi’nin fikri, kenti üçe ayırmak. Belki daha iyi konumlanmak ya da dayanabilmek için. İşte, ‘Yukarı Mahalle’ de bu şekilde oluşmuş deniyor. Ahşap ağırlıklı, kısmen yığma binalardan; 200 kadarının koruma altına alındığı belirtiliyor.

Akçakoca gezimizde,  çok farklı noktalar var, ziyaretçiler için. ‘Fakıllı Mağarası’, bunlardan biri. Merkeze 8 km. mesafedeki mağarada, sarkıt ve dikitler görkemli. İki bölümden oluşan, kafesli bu yapı; fotoğraflık. Ama kaç kişi biliyor acaba?

Şimdi de buranın simgesi sayılan ama yıllarca kaderine terkedilen ve nihayet tadilata alınan meşhur kale’de sıra. 2013’de UNESCO geçici miras listesine girmeyi başaran bu kale, demek ki gerçekten önemli. Yapılışı ile ilgili net bilgi az. 1226’da Cenevizlilerin yaptırdığı söyleniyor. Bazı kaynaklara göre Cenevizliler bu yıllardan çok önce buraya hakimler. Neden kale inşa etmek için o kadar yıl beklesinler ki? Olası önceden başka bir kale var, ya yıkılıp tekrar yapılıyor, ya restore ediliyor, ya da genişletiliyor. Biz yine de ‘Ceneviz Kalesi’ diyelim! Yukarıdan manzara dehşet. Hemen iki yanda tepeden de görülen şık plajlar var. Değişik isimler verilmiş, mesela ‘Fok’, ‘Yalıyarlar’ve efsane komutan ‘Konur Alp’gibi.

Yemyeşil bir dünyanın ortasında, 50 metreden hızla aşağı dökülen suları görmek! ‘Aktaş Şelalesi’mutlak ziyaret edilecek. Salt fotoğraf için değil. Yürüyüş ve safari tutkunları da orada.

Fotoğraf deyince, ‘Efteri Gölü’kesin liste de olmalı. Mümkünse ‘kuşları’ ile. Dinginlik bu işte.

Macera severleri de unutmayalım, onlar için de‘Kurugöl Kanyonu’.

Fenerbahçe tutkunları zaten bilir de, ‘Topuk Yaylası’. Çok yakın, duyurulur.

Son olarak da, yine yakında bir rafting merkezi, ‘Melen çayı’.

Yeşilin, doğanın, güzelliğin tadına varalım, Akçakoca’yı kaçırmayalım.