Hak ettiği kadar tanınmıyor! Belki bir gün?

MAGNESİA…

Hermogenes’in imzası, Artemis’in izleri; sihirli!

Anayurtları Teselya’yı terk etmek zorunda kalmışlar. Şimdi ki, Yunanistan’ın içleri! Bir Helen topluluğu; Magnet’ler.

Neden peki? Apollon’un kehanetinden! İlk varış noktası, Girit! 80 yıl kadar yaşam, orada. Sonra ana topraklara dönüş; yeni kehaneti öğrenmek için! Bu kez Delfi; o meşhur merkez, ‘Delfio’. Ve son karar; yine Apollon kehaneti! ‘Teselya’ya geri dönüş mümkün değil’!

Suyun karşı tarafına geçilecek. ‘Mykale’ dağlarının eteklerine, ‘Manthios’ nehri civarına yerleşilecek! Kehanet; böyle!

Magnet’lerin, belki de bildiğimiz yaşamı; o sırada şekillenmeye başlıyor! Yeni rota, Anadolu topraklarıdır.

‘Manthios’! bazı kaynaklarda farklı isimlerde var; bugünkü Menderes nehrimizdir. Kollar ikiye ayrılır. Bu, Büyük Menderes tarafı.

Magnesia’yı anlatacağız;
Magnet’lerin kentini. Bu topraklara ayak basan, belki de ilk Helenler!

Ege denizi çok başka, o zamanlar; coğrafi anlamda! Bugün Bodrum yolunda, ihtişamla yer alan Bafa gölü; Ege’nin bir parçası. Sonradan Menderes nehrinin getirdiği alüvyonlar ve tektonik değişimler ile denizden kopmuş, içlerde kalmış ve göl halini almış. İşte Magnet’lerin Anadolu’ ya ayak basmaları buradan;  o zamanki coğrafya da!

Liderleri, ‘Leukippos’! Çok sonraları basılan sikkelerden de tanıyoruz onu. İlk yerleşimin nerede olduğu hala bilinmiyor. Yine Menderes nehri civarında bir yerde.

Bu arada Magnesia; Magnet’lerin Teselya’da yaşadıkları yere verilen isim! Ve kurdukları her kente aynı ismi veriyorlar! Girit’te de, Anadolu’da da !

Peki bizim bildiğimiz, bugünkü Magnesia kenti nerede? Aydın ilimize yaklaşık 45 km. mesafede,  Gümüş çay’ın kenarında, Gümüş dağı eteklerinde.

Burası Germencik ilçesine bağlı, Ortaklar beldesi! Karayolunun hemen üzerinde, antik kent.

Magnesia’nın ikinci yerleşim yeri; burası! Neden yer değişmiş peki? Ünlü Yunanlı tarihçi Diador der ki; ‘Menderes nehrinin sürekli yatak değiştirmesi, bununla beraber gelen alüvyonlar ve zaman zaman taşkınlar, kent için ciddi tehlike oluşturmaya başladı ve buraya taşındı’.

Bir başka söylem; kenti, Pers saldırılarından uzak tutmak amacıyla buraya taşındığı. Bu arada Magnesia uzun bir dönem, Pers kontrolünde!

Son söylem ise daha farklı;  Spartalı komutan Thibron’un, kenti Pers Satrap’lığının elinden kurtarması sonrası, buraya taşıması. Bilgilerde çelişkiler var!

Magnesia adının ayrımlarına bakalım.  Magnes Yunan mitolojisinde,  Ailos ile Eneratesin oğlu. Bir halk kahramanı.

Magnesia; kuruluş öyküsünün anlatıldığı yazıtların bulunduğu nadir antik kentlerden.

Yazıtların bir bölümü eksik ya da kayıp, bir bölümü parçalanmış olsa bile; kuruluşa dair bilgiler veriyor bize.

Kazılarda bulunan; 600’den fazla yazıttan söz edilir ki; tarih için servet değerindedir!

Magnesia; Efes, Priene ve Tralleis gibi dönemin ünlü kentlerinin neredeyse ortasında konumlanmış ve bu anlamda bölgesel ticari hayatın vazgeçilmezi olmuş. Stratejik önemi de eklenince, refah seviyesinin yüksek olduğu bir kent olarak ünlenmiş.

Bölge olarak bakıldığında; batıda Ege denizi o yıllar için! Güneyde Karia, kuzeyde Ailois yerleşimleri ve doğuda Lydia.

Antik kentteki ilk kazıların başlangıç tarihi 1842-43.

Fransız arkeolog Charles Texier ve ekibi çalışıyor ve buldukları eserleri de Fransa’ya götürüyorlar! Bir bölümü Louvre müzesinde sergilenmekte. Kısa bir dönem İngiliz arkeologların da kazı çalışmalarından söz edilir.

Ama asıl kazı; 1890- 93 yılları arasında, tabi aralıklarla Almanlar adına. Berlin Müzesi Başkanlığı öncü! Carl Humann önderliğinde, O. Kern ve R. Heyne’de katkılar sağlamış! Film yine aynı; bulunanlar;
yazıt, heykel ve diğer mimari eserler Almanya’ya götürülmüş. Bugün Berlin Müzesi’nde sergilenmekte. İklimsel koşullar ve dönemin zorluğu, kazılarda aksamalara sebep olmuş. Aralıklarla devam eden çalışmalar, 1893’de tamamen son bulmuş, ve uzun yıllar Magnesia ile ilgili herhangi bir faaliyet olmamış.

Tanrı Apollon’a adanan kutsal topraklarda yer alan Magnesia; klasik İon bölgesinin önemli yerleşim yerlerinden biri.

Magnesia, baş tanrıça Artemis’e adanmış!

Tanrıçaya ithafen yapılan o görkemli tapınak ve çevresindeki kutsal alanlar ile dönemin dinsel ziyaretçilerinin uğrak yeri olması ile ön planda.

Yüzyıllar sonra Bizans döneminde, kentin Hristiyanlığın bölgesel piskoposluk merkezi olması da, belki bununla ilintili. Magnesia hep dinsel merkez.

Gelelim ünlü Artemis tapınağına. 8×15 sütunlu, çok görkemli bir yapıymış. Aslında önemi, biraz da mimarından geliyor. Antik çağın en önemli mimarlarından Hermogenes.

Aynı çağın bir başka mimarı daha var ve yazar; Vitruvius! Hermogenes’den  sütun aralıklarının matematiğini en iyi kuran ve yapıyı buna göre planlayan bir deha olarak söz ediyor. Ve ekliyor; ‘Hermogones’in en önemli yapıtı burasıdır! Magnesia’daki Artemis tapınağı!

Kazı çalışmalarını anlatmaya devam edelim. 1893 sonrası birkaç küçük deneme dışında kent tamamen kaderine ter edilmiş. Ta ki; 1984’e dek! Aydın Arkeoloji Müzesi Md. Bağlı olarak çalışmalar başlatılmış.

1985 yılında, Prof. Dr. Orhan Bingöl başkanlığında, Magnesia yeniden gün yüzüne çıkarılmaya başlanmış.

Sonradan bakanlık bünyesinde değerlendirilen projede, önce Ankara Üniversitesi sonra da Karabük Üniversitesi destekli çalışmalar ile kazı faaliyetleri bugünlere gelmiş!

Kent gerçekten önemli. Yıllar içinde Pers egemenliği sonrası, Makedon İmparator Büyük İskender’in, Seleukas’ların, Bergama Krallığının egemenliğinde yaşamını sürdürmüş!

Magnesia’yı daha sonra bir Roma kenti olarak görmekteyiz! Roma’ya geçiş hikayesi enteresan. O dönemde kontrol, Bergama krallığında. Kral 3. Attalos ölürken vasiyet eder, kentin bundan böyle Roma İmparatorluğu himayesinde yaşaması için! Mimari değişimlerin de olduğu bu dönemde; bağlanır Magnesia; Roma’ya! Benzer bir söylem; Büyük İskender’e yani Makedon Krallığına bağlanmak için de, aynıdır!

Magnesia’yı, açık hava müzesi gibi algılamalı. Şüphesiz gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen çok değer var. Bölgenin heyelan riski hep varmış, hala da sürüyor. Mesela bugün kısmen görüntülediğimiz tiyatro, aslında hiç bitirilememiş. Bu arada, gerçek bir tiyatrodan ziyade dinsel merasimler için yapılmaya başlandığı ama toprak kayması nedeniyle tamamlanamadığı söyleniyor.

Çıkarılanlar; kentin önemini ortaya koymakta! 414 sütunlu, Agora döneminin en büyüklerinden!

Izgara planlı Magnesia kenti; 1.300 x 1.100 m2 alanda surlar ile çevriliymiş! Elbette zaman içinde mimari değişimler söz konusu!

Ünlü Artemis tapınağının bulunduğu alan, kent için gerçekten önemli. Hemen yakındaki kutsal alanda
ise periyodik olarak kurban törenleri yapılırmış.

Döşeme blokların üzerinde, törene katılacakların duracağı yeri belirten, grupların isimlerinin yazdığı izler, bugün bile çok net gözükmekte.

Artemis heykelinden de söz etmek gerekir. Ünlü tanrıçanın heykeli, özellikle dolunay akşamlarında, ay ışığının üzerine vurması sağlanarak halka gösterilirmiş. Halk, zaman içinde aydınlanan heykel ile tanrıçanın bir anlamda yanlarında olduğunu kabul eder ve çok etkilenirlermiş.

Bu alanın diğer yanında 32 kişilik Latrina, yani genel tuvalet var. Hemen yanında ise ciddi bir kütüphane. Bugün her ikisi de iklimsel koşullar nedeniyle kapalı olarak muhafaza ediliyor.

Diğer tarafta da Devlet Agorası! İhtişamlı. Çarşı bazilikası olarak adlanan yapı, olası mahkeme olarak da kullanılmış. Yapı detaylarından bunu çıkarmak olası. Ama buranın bir başka önemi daha var. Homeros’un Odyssee destanında, Skylla macerasını anlattığı başlıklar, burada.

Magnesia kazılarından çıkarılan kimi eserleri, İstanbul, İzmir, Aydın Arkeoloji müzelerinde görmek olası.

Antik kentin çevresinde sur kalıntıları da görülmekte. Merkezden biraz dışarıda, tıpkı tiyatro gibi Gymnasium kalıntıları mevcut. Ne yazık ki çok fazla bir şey yok. Zamanında hamam ve dersliklerden oluşan yapıdan günümüze kalanlar oldukça az!

Yine merkezin biraz dışında çok farklı bir yere gidiyoruz bu kez.

Ülkemizdeki en iyi korunmuş stadyum; Magnesia’da! Yaklaşık 190 metre uzunluğundaki pist görkemli. İ.S. 3.Y.Y.’a tarihli yapı; 30 bin kişi kapasiteli.

Muhteşem yapıda 150 civarı kabartma, yapıyı adeta ölümsüzleştiriyor. Tanrı ve tanrıça rölyefleri, yarışma şekilleri, ödül çeşitleri, kabartmalar sayesinde stadyumu daha iyi tanımamızı sağlıyor. Bu özelliği ile tek!

Ama asıl en önemli özelliği, buraya ilgiyi arttıracak düzeyde. Oturma gruplarında isimler bugün dahi net biçimde okunuyor. Yarışmaları izlemek için gelenlerin hangi tribünde oturacağı, önceden belirlenmiş ve yazılmış. Bir anlamda kombine sistemi. Bu özelliği de bir ilk!

Magnesia, çok sayıda çarpıcı farklılıkları ile ziyaretçilerini ağırlamayı sürdürüyor. Diğer taraftan arkeoloji dünyasına yeni soluklar katacak çok sayıda değer, toprak altında çıkarılmayı bekliyor.

Bugün dahi çıkarılanlarla sihirli kent konumundaki Magnesia, kazılar devam ettikçe, birleştirme ve iyileştirme çalışmaları hızlandıkça çok daha görkemli bir ören yerimiz haline gelecektir.