Sağlığın kenti; ama tarihsel’i daha önemli!

Ulu Önderimiz de var!

KARLOVY VARY!

Çek Cumhuriyeti’nin; az bilineni?

Şifa bulmaya geldik buralara,  aman çok şükür hasta değiliz!  Ama anlatalım ki; isteyenler faydalansın! Çek Cumhuriyeti’nin özel bir kentinden merhaba, ‘Karlovy Vary’!  Kent çok küçük, anlatacaklarımız kocaman. Ulu Önder’in şifa bulduğu yer, termal suların, girerek değil, içerek şifa vermesi, Orta Avrupa’nın en eski film festivali’nin kenti. Daha dur; ‘Becherovka’nın keşfi, ‘Casino Royal’in seti; ‘Karlsbad’ burası…

Karlovy Vary için; Karlsbad eski ismi derler, kısmen yanlış. Bugün bile, birçok kişi, kenti ‘Karlsbad’ olarak anar. ‘Kralın banyosu’ deniyor anlamı için.  

‘4. Karl’ diyenler var kenti kuran kimse için! ‘4. Charles’ diyenler de! Kuran aynı, aslında ismi de. Anlatacağız. ‘Çekçe’, ‘Karel’ ama bu arada!

Vaclav adı ile doğdu, kendi isteği ile bu ismi aldı, ’Karl’. Aynı isimde bir amcası var, yedi yılını onunla geçirdiği söylenir. Karl, Charles, Karel; AYNI KİŞİ!

1370’ler! Kral;  geyik avı için buralara gelir; adamları ile!  Av köpeği, bir şekilde akar suya düşer. O’da ne? Hayvan;  acı ile ulumaya başlar, derhal çıkarılır, köpek neredeyse haşlanmıştır. Sıcak su!

Burası; bir kaplıca, ılıca merkezi olacaktır artık. Sular kimi yerde 72 C’ye çıkıyor ‘Hot Spring Colonnade’.  Zamanla,  kentin şifalı suları ağızdan ağıza yayılıyor. İltihapları iyileştiriyor, sindirim sistemini düzenliyor, toksinlerin atılmasına yardımcı oluyor ve bağışıklığı güçlendiriyor. Muhteşem değil mi?

Kentin içinden geçen ‘Tepla’ nehrinin yer aldığı havzada, 12 ayrı kaynaktan kente taşınan bir şifa bu. Bu 12 ayrı suyu deneyimlemek elinizde. 35 C ile 72 C arasında ısılarda, farklı mineral, vitamin ve tuzları içeren kaynaklar; 18. Y.Y.’dan itibaren tescil edilmiş!

Gezginler buraya Prag’dan gelecekler. Ülkemizden direkt ulaşım imkansız! Prag, 3 saat mesafede. Zaten Çek Cumhuriyeti küçük bir ülke; hele ikiye ayrıldıktan sonra. Karlsbad, 2 günde çok rahat gezilir. Günlük turla gelirseniz, bazı yerler eksik kalabilir. Ama genelde, Prag misafirleri gelir günlük olarak. Biz anlatalım, siz tercih edin.

60 km2’yi kapsayan alanda, karasal bir iklim hakim. Deniz seviyesinden yükseklik, 500 metre.

Kışın tercih etmeyin derim, ciddi soğuk. Ötesinde; akşam 4 gibi hava kararır, o güzellikler karanlıkta kalır.

Burası Çekya’nın Bohemya bölgesi. Ülkenin batısı, Almanya sınırı çok yakın, hatta Nürnberg’den karayolu ulaşımı var. AB üyesi bir ülke. ‘Schengen’ alacaksın ama, Euro harcayamazsın ‘Kron’ şart. Ülke genelde ucuz olsa da, Karlovy Vary’de bazı fiyatlar, Prag’dan daha pahalı. Bilmem niye?

60 bin civarı nüfus, her yıl milyonlarca turisti ağırlıyor. Turizm, önemli bir gelir. 

Bohemya dedik ya bölgeye, doğal taşlar, kristal cam önemli. Böylece ortaya çıktı hediyelikler! Porselenler, seramikler, kaplıca suyu içmek için özel hazırlanmış ‘imbikler’ buraya bir parantez açalım imbiklerin önemi şu. Şifalı suların farklı enzimlerinin,  dişlere zarar vermesi söz konusu. Bununla içince, bir miktar zararı azaltıyor diyorlar. Çok da şık hediyelik tabi.

Şifa,  şifa dedik; başka bir şifa meselesine geldi sıra. 1807’de ‘Jan Becher’ adlı bir eczacı, otuz farklı bitki özünü karıştırıp, tedavi amaçlı müthiş bir karışım elde etmiş. O da ne? Aslında icat, bugünkü dünyaca ünlü ‘Becherovka’. Likör yani, tabi alkol ile birleşince. Tedavi amaçlı hala kullanılıyor günümüzde, ama keyif için tüketenlerin adedi, kat be kat fazla! Tarçın ve karanfil aromaları ile dillere destan. Alkol oranını yüksek bulanlar, sek içemezse armut ya da limon suyu katarlarmış. Ben tattım ama beğenmedim. Zaten likörü, oldum olası sevmem. Belki ‘sakız likörü’, o da kahvenin yanında. Becherovka’nın ünü, Karlsbad’ı, Çekya’yı geçmiş.

Şimdi bununla ilgili tüm detayları öğrenmek için arzu edenler, bulanın adını taşıyan ‘Jan Becher Müzesi’ne gidecekler. Burada hem ünlü likörün yapım aşamaları gözlenir, hem de hediyelik alınabilir. Yanı sıra Çek Cumhuriyeti, bira cenneti aslında. Sayısız marka ve ürün; tadın ve alın.

Ulu önderimize gelelim. Atatürk, 1918’de böbrek rahatsızlığı çeker. Karlsbad’ın temiz havası, şifalı suları önerilir. Gelir ve şifa da bulur gerçekten. ‘Karlsbad Plaza’ Atatürk’ün tedavisi boyunca kaldığı otel. 1981 yılını, UNESCO ‘Atatürk Yılı’ ilan edince, yaklaşık bir ay kaldığı otelin girişine, Gazi’nin kalışı ile ilgili bir plaket asılmış. Kaldığı oda, çalışma ofisi,  kalan anı eşya ve fotolar görülebilir. Tedavi sırasında, ‘Grand Hotel Pupp’ın kafesinde, ara ara kahvesini yudumlamış, mektuplarını yazmış. Süre boyunca da, bir günlük tutmuş. İyileşip ülkeye dönünce, manevi kızı Afet’e vermiş bu günlüğü. 

Yıllar sonra 1983’de, Prof. Dr. Afet İnan ‘Karlsbad Hatıraları’ismiyle yayınlamış bu günlük notlarını.  Kent, o kadar etkilemiş ki Ata’yı; derler ki ‘Yalova Termal Kaplıcaları’yapımında buradan esinlenmiş. O kahve içtiği mektup yazdığı Grand Hotel Pupp ise, yıllar sonra 2006’da, ‘Casino Royal’ filmine ‘set’ olmuş. Hatırladınız, 007 James Bond.

Bu şifa ortamında, suların yanı sıra yeşillikler ve temiz hava da etken. Tüm bu özellikler pek çok ünlüyü çağırmış buraya. Freud ‘ünlü düşünür’mesela. Atatürk dışında, kentte kaldığı yine bir plaketle belirlenen tek kişi. Oysa en çok ziyaret eden Goethe; 13 kez gelmiş. Başka; Karl Marx, Beethoven, Kafka, Çar Petro, Mozart, Hitler daha da var.

Farklı renklere boyanmış, 150 yaşından fazla nefis evlerin, sarmaladığı ‘Tesla’ nehri başka güzel. Sessiz, sakın, huzur dolu. Köprüler, ayrı güzel Tesla üzerinde. Karlovy Vary böyle bir kent. Burada yürünür. Araba zaten özellikle merkezde yasak. İsteyen nehir kenarında fayton sefası yapabilir. 

Kente tepeden bakmak isteyenleri ‘Diana’ tepesine götüreceğiz. Finiküler ile yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuk, size eşsiz bir manzara armağan eder; yaşamalı.

Uzaktan ‘Mary Magdelena’ gözükür mü acaba?  Yok, mümkün değil. Tarihin, puslu perdesi ardında kalmış. Zaten yakından görmeli. Zira Çek Cumhuriyeti’nin en önemli Katolik kilisesi. 14.Y.Y.’da ilk yapı görülüyor. 16.Y.Y.’da, farklılaşma, yenileme. Günümüzdeki hali ise, 18. Y.Y. gothic ve barok mimari olarak değişiklikler, zaman içinde tabi doğal ‘Rönesans’ etkileri. ‘Ulusal Kültür Anıtı’; ülkenin!

Kültür kavramı ile ilgili bir başka konuya geçelim; Karlovy Vary Film Festivali. 1946’dan beri var. Komünizm rejiminin sürdüğü yıllarda, pek etkin olamasa da; 1990’lardan sonra aradığı ivmeyi yakalamış. Orta ve Doğu Avrupa’nın en eski, dünyanın da en eskilerinden! Festivalde kimler gelmiş kimler geçmiş; kimler ‘kristal küre’yi almış? İlkini ben söyleyeyim, siz devamına bakın; Rita Hayword.

Kent’in Tiyatrosuna gidelim şimdi de. 19.Y.Y. eseri. Ünlü mimarlar, ‘Fellner’ ve ‘Helmer’ tasarlamışlar. Üç yılda da bitmiş, 1884’den itibaren. Mozart’ın ‘Figaro’nun Düğünü’yapıtı ile de açılmış; 1886 sonlarında. Burada ortaya çıkan isimler var. Viyanalı ünlü sanatçılar Gustav Klimt ve kardeşi Ernest. Tiyatronun süslemesi ile ilgili her şeyi yapmışlar. Tüm bu yaratıcılığa Franz Matsch da ortak olmuş. ‘Gustav Klimt’ bugün bile önemli kent için. ‘Öpücük’ adlı bir tablosu var dünyaca ünlü ve buradaki hediyeliklerin büyük bölümü bu tablodan kopya.

Bölgedeki şu seramik, kristal cam durumuna biraz bakalım, sonra şık bir müzeye gidelim. Moser’1800’lerde kent merkezinde bir küçük atölye açarak, cam işleme taş işçiliği vs. soyunuyor. 1800’lerin ortasından itibaren işler büyüyor ve bir fabrikaya dönüşüyor işletme! İşte Museum of Glass Moser diye tanımlanan yer. Burada, kristal cam üfleme tekniğinin yer aldığı üretime tanık olabilir, geçmişi irdeleyebilirsiniz. Ve şık ürünleri almak için de tercih yapabilirsiniz.

Bohemya kristalleri deyiminin merkezi burası! ‘Kralları Kadehi’ diyorlar; eserlere! Yapılanlar o denli iddialı. Haksız da sayılmazlar, bölge üretimi eserler, 11. Papa Pius’dan, Kraliçe 2. Elizabeth’e, Elton John’dan, Norveç Kralı 7. Haakon’a değin, pek çok ünlünün malikanelerini süslermiş.

Salt bu değil; ‘lal taşı’da önemli. Bazı çeşitlerine ‘kan taşı’da deniyor Güneşe tutunca, kızıl bir renge bürünüyormuş. Bu da, pek çok ürün yapımında kullanılmakta.

Diğer müzelere de bakalım. ‘Yerel Tarih Müzesi’önemli, görülmeli. Ünlülerin balmumu heykelleri, ‘St.Luke Way Müzesi’nde! İsmi üzerinde, çeşitli kelebek türlerinin görüleceği yer de, ‘Butterfly House’. Kaçırılmaması gereken bir yerde; ‘St. Peter ve St. Paul Kilisesi’. Bizans-Rus stili bir yapı. İkonaları ve iç süslemeleri ile ön plana çıkıyor. Ortodoks kilisesi. Mimar Gustav Wiedeman tasarımı. 1898’de ziyarete açılmış. Eskiden aynı yerde bulunan yine bir ortodoks şapelin üzerine inşa edilmiş. ‘Altın soğan’ tabir edilen kubbeleri çok ünlü. Zengin tacirlerin bağışları ile yapılmış.

Karlovy Vary’de, kolonad ‘colonnade’ sözü, çokça karşınıza çıkacak. Sıra halindeki kolonların düz kirişler ile birbirine tutturulmasını ortaya koyan mimari bir terim. Kentteki en ünlüsü de; ‘Mill (Mlynska) Colonnade’, mimari bir şaheser. 19.Y.Y. neo-rönesans tarzı. İmparatorluk kemeri, özel.

Yanı sıra ‘Market Colonnade’, ahşaptan imal edilen türünün tek örneği. ‘Garden Colonnade’ ise, yılan heykelciği ile ünlü. İşte şifalı suların aktığı mimari güzellikler.

Şifa’cılar; ‘Vridelni’ ve ‘Sadova’ya da bakabilirler; termal için!

Acıktık mı? Bu kentte ne yenir sorusunda sıra. Bu tip soğuk iklimlerde, et ön planda. Burada da öyle. Domuz dışında, ördek, tavşan ve geyik eti sıkça kullanılıyor. Doğa müsait. ‘Pecena Kachna’ ördek kızartması, ‘Rizel’ şnitzel, değişik etlerden yapıyorlar. Patates ve lahana vazgeçilmez garnitürler. ‘Kureci Nudlicky’ tavuklu patates. ‘Smazene Hrandky’ patates kızartması. Fasulyeli yemekler de revaçta. Sazan balığı bulmakta, olası. Tabi hamur işleri de.

Mutfakta Çek dışında Alman ve Macar etkisi gözleniyor. Ama ilginç, çok şık pizzalarda var, İtalyan usulü. Yemeklerin büyük bölümünde tarçın, kekik, zencefil, biber ve mercanköşk kullanılıyor. Benim damağıma uydu. Unutmadan; tarçınlı ve vanilyalı çeşitleri ile sıcak yenen kağıt helvaları çok ünlü yıllardır.

Evet bir gezimiz daha sonlanıyor. Karlovy Vary genelde atlanan bir destinasyon, siz atlamayın.