Ren nehrinin, iki yakasına dizilmiş güzellik; KÖLN…

Gündüzü ayrı güzel; ama, gecesini yaşamayan, bin pişman!

Almanya’da yine keyifli bir seyahat! ‘Cologne’ yazılan ‘Kölün’ diye okunan, ama Köln olarak bilinen yer! ‘Colonia’, yani koloni!  Farklı dillerde ‘Coellen’, ‘Cölln’, ‘Kevlen’!

Kurucu; Roma İmparatoru ‘Cladius’! Eşinin adını, ‘Agrippina’ buraya vermiş! İ.S. 425’e kadar ‘Colonia Claudia Ara Agrippinensium’! Kısaca ‘CCAA’ olarak anılmış.

Kuruluş; İ.Ö.38. Almanya’nın en eskilerinden. Bunu kanıtlarmış gibi; İ.Ö. 2. Y.Y.’a ait bir kütüphane ortaya çıkarıldı. 20 bin kadar eserin, parşömen ve papirüsün saklandığı nişler, kutular!

Bu güzel tarihi kenti geniş kitlelere tanıtan en önemli özellik ‘Cologne’ yani  ‘Köln suyu’! ‘Eau du cologne’ deyince daha iyi anlaşılacak. Evet; evlerimizin vazgeçilmezi, kolonya!

Giovanni Maria Farina! Bu isim, ilkin çok bir şey ifade etmez ama, kent için önemli. Üstad, 1709’da kendi formülü ile ‘Köln Suyu’nu, yani kolonyayı üretiyor! Ve o gün, bugün kent, kolonyanın anavatanı sayılıyor!

Farina’ya adanmış, aynı adı taşıyan parfüm müzesi ilginç;  üretime ilişkin eserlerin yanında, Köln tarihine ait başka bilgi ve objelerde, burada!

405 km2 alanda, 2 milyon civarı nüfus ile, Köln, Almanya’nın 4. büyük kenti. Ren nehrinin iki yakasında konumlanmış bir oluşum. 8 köprü ile bağlı birbirine.

Aşağı Ren havzası ve ülkenin batısı burası!  Gezginler;  nehirde tekne turları ile Köln’ü farklı açılardan görüp, çekim yapabilirsiniz.

Ren; tüm Almanya gibi, Köln içinde önemli; ticari taşımacılık buradan yürütülüyor! Ve tabi turizm! Otomotiv, kimya endüstrisi, makine sanayi ve endüstriyel tasarım, son derece önemli burada.

 Köln, gerçekten soğuk. Kışın tam bir karasal iklim özellikleri var. Denizden yükseklik 120 metre civarı. Bence yazın gidilmeli. Ülkemizden düzenli uçak seferleri var. Süre yaklaşık 3,5 saat! Bonn havalimanı, merkezin 20 km. kadar dışında. Ulaşım da sorun yaşanmaz. Merkezde 380 tramway, 1200 kadar taxi, 320 otobüs hizmet veriyor. Devasa Ana Tren Garı ve 28 istasyon, raylı taşımacılıkta; zirve. Metronun yanı sıra Köln’ü diğer kent ve ülkelere bağlıyor.  Ama bir sorun var; tüm bu zenginliğine karşın, gece ulaşım duruyor! Seferler yok. Gece hayatının bu kadar renkli olduğu bir kente, yakışmıyor. ‘Uçmak’isteyenler için adres; Rudolfplatz!  Bisikletliler kervanına mı katılmalı? Nüfusa göre korkunç bir rakam, 1 milyon civarı bisiklet var kentte. Yok yok, gece taksiciler kazansın. E, ‘gecelere akıyorsan’cüzdanın da dolu olacak, kabul et.

Ben Köln’de, eski kente, ‘Altstadt Nord’a bayılırım. Sıra sıra barlar, publar, restler; Ren nehri kıyısında, sokak içlerinde sıralanmış, sizi bekler. İlginçtir, günün her saati doludur. Merak etmeyin yer bulursunuz. Garsonlar sizi buyur ederken, ya da sipariş alırken Türkçe konuşabilirler; şaşırmayın. Köln de çok sayıda Türk yaşar. Çalışanların yanında, mekan sahibi de çoktur. Nüfusun % 6’sı dense de; bence çok daha fazla.

Eski kent bölgesinde, konaklama için de çok seçenek var. Başka bir alternatif ‘Deutz’. Eski kent, aslında Roma dönemi ‘Pazar Yeri’. Bölgede antik kalıntılar, anıt ve çeşmeler görülebilir. ‘Ren’ boyu yürüyüşlerde, bundan dolayı zaman su gibi akıp gider.

Hohe Cd. ve Schildergasse, Köln’ün en önemli iki caddesi. Alışveriş imkanının yanı sıra, burada da restler, publar, güzel kahve dükkanları dikkat çeker.

Biraz mutfağa bakalım o zaman. Türk mutfağı, tabi ki yaygın. Izgaralar, kebaplar.  Yanı sıra, Uzakdoğu mutfağı etkin.  ‘Yerli’de öne çıkan; tabi ki şnitzel. Soorbrode’ kırmızı lahanalı et yemeği, tabi ki ‘flönz’ sosis,  patates vazgeçilmezleri. Atıştırmalık olarak da,  ‘halve hahn’, ‘meet brötchen’. Peki bunlar yalnız gider mi; elbet hayır! Bira’sız olmaz. Almanya burası; bira cenneti. 25’den fazla marka var. ‘Kölsch’en etkili marka buralarda. Kentin, ‘Belgian Quarter’denen bölgesi de, iyi yemek ve içki için ideal yerlerdendir. Alışveriş olanağı da yüksektir.

12.Y.Y. sonrasında Hristiyan alemi için, Kudüs, İstanbul ve Roma’dan sonra; 4.önemli kent; Köln! Çoğunluk Katolik, az da olsa, Protestan, Müslüman, Ateist yaşamakta. Bu anlamda dinsel pek çok eser var kentte! En muhteşeminden başlayalım;  Dom katedrali.  7 bin m2 alanı ve 157 m. yükseklik ile görkemli; kentin simgesi! Unesco dünya mirası listesinde. 1248’de başlayan inşa, bir türlü bitmemiş, çeşitli etkenlerle tam açılış; 1880.  Kuleden manzara fena; tabi parayı bastırana! Mezar odası, hazine dairesi; aslında tamamı görkemli. Dış yüzeyin, koyulaşması, 2. Dünya Savaşındaki ‘asit yağmurları’na bağlanıyor.

Daha eskiye gidelim. 1150’ye. St. Martin Kilisesi’nin; inşası yüz yıl sürmüş deniyor! Bitmedi; ‘Dom’dan önce, kentin en heybetlisi! Romanesk yapı, zaman içinde eklemelerle biçim değiştirmiş. 2. Dünya Savaşı’ndaki hasar, önemli. Son yenileme; 1985’de!

Hemen yakındaki ‘Fishmarkt’da; meydandaki güzel evler, çoğu kez Köln hatıra fotolarına fon olur. Korkunç savaşın izleri, hala hafızalarda! ‘Hitler’belası da! Bin’den fazla bombanın düştüğü ve nüfusun % 80 civarında azaldığı, belgeli.

8 Yüz Bin olan nüfus, 100 Bin’lere inmiş; 1945’lerde! Ve; kentin neredeyse tamamı yıkık vaziyette, o tarihte!

Bu süreçte, 11 bin Yahudi sürülmüş ya da öldürülmüş Köln’de. İlginç başka bir tablo ise; 1.Dünya Savaşında, burada neredeyse hasar yok?

Evet; biraz Alman’ca öğrenip, ‘Schengen’ vizenizi alıp, Euro’larıda cüzdana istifleyif; gelin, bu güzel kenti gezin!

Gelmek için çok sebep var; mesela festivaller!‘Köln Karnavalı’, örneğin! Şubat’ta ‘evet çok soğuk.’

11’nde, 11’i 11 geçe, herkes sokak da! Geleneksel! E; üşüyenler gelmesin!

Kış deyince; ‘Noel Pazar’ları şehrin göbeğinde! Geçmiş; eski Roma’ya dayanır. Dionysos ve Satürn’e  adanan şenlikler, zamana ışık olmuş, tarih yaşatılıyor yani.

Sanata dair, sayısız tiyatroda, sıra dışı eserler sizi bekler! Müzeler, ayrıca davetkardır, sahip oldukları eserlerle. Kaçırmamalı.

 ‘Schnütgen Müzesi’nde, ortaçağ Hristiyanlık eserleri görülürken; El-De- Haus’da, 2.Dünya Savaşı Nazi cehenneminde yaşananlar sergileniyor. Zaten o dönemin işkence merkezi.

 Louis Müzede; Picasso, Andy Warhol, Roy Fox, Lichtenstein ve Jasper Johns eserleri çarpıcı!

Picasso, ayrıca Ludvig Müzesinde de yerini almış!

Roma Germen Müzesi, her iki toplumun eserlerini barındırıyor; ama dikkat 1 Y.Y.’a tarihli anıtmezar;  2. Y.Y.’a tarihli Dionysos mozaikleri burada.

 Son olarak, ‘Wallraf/Richarte’ Müzesi! Önemli bir koleksiyon sahibi ‘Wallraf’; vasiyeti gereği Rembrant’dan, Monet’ ye, en ünlü sanatçıların tablolarını, sergilenmesi koşuluyla kentin belediyesine bağışlıyor. Ölümü sonrası, eserlerin sergileneceği yer; uzun bir süre bulunamıyor. Ta ki, ‘Richarte’ye kadar! 1854’de bu hayırseverin başlattığı çalışma ile,1861’de bu güzel eserler, ikisinin adı konulan müzede sergilenmeye başlıyor.

Köln, eşittir tarih Almanya’da! Ortaçağdaki hızlı büyüme, geleceğe işaret etmiş nitelikte. ‘Değer’ herkesin ilgisini çekmiş. 1794’de, Fransa egemenliği, Napolyon sonrası Prusya hakimiyeti!

Coğrafi konumun yanında, doğal zenginlikler de önemli bu işgallerde; ve tabi ki din! Avrupa’da hep kullanılan olgu.

Dinsel mekan ve eserler çok dedik ya! St. Gereon, St. Kunibert, St. Maria im Kapitol, St. Severin kiliseleri, önemli. Daha özel olanları var ama! St. Pantaleon mesela. St. Alban’ın emanetleri ve İmparatoriçe Theophane’nin anıt mezarı burada.  Katolik merkez ‘Kutsal Havariler Bazilikası’ 9. Y.Y.’a tarihli. 1945 ve 1957’de geçirdiği onarımlarla, zamana direniyor.

Evet yıkılmış bir şehir, Amerika ve İngiltere’nin parasal destekleri ve göçmenlerin iş gücü ile neredeyse sıfırdan yaratılmış.

Köln, değerli ve güzel kent. Eğer yazın giderseniz, 50 yıldır var olan ‘teleferik’ile 935 metre yükseklikten kente bir bakın. Uzaktan da olsa, 900 yıllık ‘Eski Belediye Binası‘ gözünüze çarpacak. Gotik. 130’u aşkın heykeli görmek isterseniz, yakınına gitmeniz gerekecek; değer.

Ya da, 150 yıllık ‘Köln Hayvanat Bahçesi’!

 10 bin adet bitkinin, bir gölet’in etrafında toplandığı botanik bahçelerine bakalım! Hektarlarca alanı ile ‘Flora’yı ziyaret edeceksiniz; belki?

‘Vinç evler’. Boşluğa asılmış gibi; görebilirsiniz!

 Ben yukarıda kalıp yemek de yiyeceğim diyenler, Köln kulesinin 150 metre yükseklikteki restaurant’nını, kullanabilirler. Şimdiden afiyetler.

 Gezi bitmek üzere ama parantez; Paris’e gidenler bilir, asma kilitli köprüyü! Aşık’lara, gezginlere selam olsun, burada da var; ‘Hohonzollern’

Kenti ikiye ayıran Ren nehri üzerindeki 8 köprüden birincisi! Aslında ilk yapıldığında, hem kara hem demiryolu ulaşımı varmış. 2. Dünya savaşındaki yıkımdan sonraki yenileme ile bugün; demiryolu ulaşımı var, birde yayaların kullanımına açık. 410 metre ile ‘Katedral’in karşısında görkemli. Ve asma kilitler de burada! Olan, tekrar gelmek isteyen, aşık olan, çaresiz kalan, gurbete çıkan herkes asıyor. Siz de asın, belki tekrar görürsünüz böylece Köln’ü, kim bilir?

 Artık kente dair sonlara geldik. Öğrenci hapishanesi ‘Heidelberg’! İsim tanıdık değil mi? İlginç. Son bir not; Almanya’nın en köklü spor okulu da burada!

E, buraya gelmişken, Avrupa’nın önemli futbol takımlarından Fc Köln’ün bir maçına da, gidilir yani. Evet sevgili gezgin;  benimle bir kenti daha gezdin. Yeni rotalarda buluşmak üzere…