İstanbul’daki Polonya;

POLONEZKÖY

Şehrin yakınında, ama uzakta gibi…
1840’lara uzanan hikayesi ile ‘Polonezköy’, bir benzeri olmayan yerleşimlerden.

Ülkenin elbette sonradan netleşen sınırları dışında kurulan en eski ‘Leh’ köyü. İstanbul’daki küçük Polonya!

Osmanlı ile rakipte olmuş, aynı safta da savaşmış; ‘Lehler’… Fakat buranın, ‘Polonezköy’ün kuruluşuna ilişkin hikayede, tam bir dostluk söz konusu.

1772-95… ‘Leh’lerin komşuları Prusya ve Avusturya, topraklarını önce bölmek sonra da yerleşmek adına ciddi bir girişimde bulunurlar. Rus’lar da işin içindedir. Yaklaşık 123 yıl, Polonya bağımsız değildir bu süreçte!

Osmanlı’nın rıza göstermediği bu oluşum, direnişin lideri ‘Prens Adam Czartoryski’yi Osmanlı topraklarında da bir merkez kurmak adına harekete geçirir. Daha önceleri, Paris’te bir merkez oluşturmuştur. Savaş ve direniş dışı kalanların güvenli topraklarda yaşamalarını sürdürmeleri adına. Bu nedenle ‘Michal Czajkowski’yi Osmanlı’ya gönderir. ‘Czajkowski’, bir yandan halkı için güvenli bir toprak parçası ararken diğer yandan Osmanlı ile yakınlaşır, zaman içinde de islamı seçerek 

‘Mehmet Sadık’ adını alır. Sonrasında; olası askeri yeteneğini de bu topraklarda geliştirip, Osmanlı ordusunda ‘Paşa’lığa kadar yükselir!

Bir biçimde ‘Lazaryen’ rahiplerle ilişki kurmuştur, ‘Paşa’. On’ların kontrolündeki günümüz ‘Polonezköy’ün olduğu yeri, süresiz kiralar. Yaklaşık 5 bin dönüm olan ormanlık arazide geçmişte ‘Çingeneler’ konaklamıştır! 1840’larda ilk yerleşimler başlar burada ‘Leh’ vatandaşlar ile…

Yüzyıllar sonra bile bugün, yapılaşma ne kadar artsa da hala yemyeşil buralar!

Osmanlı’nın yıkılma dönemleri! 1800’lü yılların ortalarında patlayan Kırım Savaşı… ‘Mehmet Sadık Paşa’ önderliğinde yaklaşık 8 bin ‘Leh’ kökenli asker, Osmanlı’nın yanında ‘Rus’lara karşı savaşır, çok da başarılı olur! Savaşın sona ermesi ile ‘Padişah Abdülmecit’, bir anlamda ‘Leh’leri ödüllendirmek adına kiralanmış bu topraklara yerleşimin önünü açar. Bunun üzerine yaklaşık 50 kadar asker ve aileleri buralara yerleşirler. Diğer göçmen ve sığınmacıların da varlığı ile buralarda yapılaşma da artmaya başlar. Devamında, Prens Adam’ın oğlu ‘Wladyslaw Czartoryski’  toprakların tamamını satın alarak yerleşiklere bağışlar. Ve bunun üzerine köy; ‘Adampol’ adını alır. ’Adam’ın tarlası’ manasında!

Yerleşenler, doğa koşulları doğrultusunda tarıma ve hayvancılığa yönelir, çok da başarılı olurlar. Ekonominin de katkısı ile 300’lere yaklaşır nüfus.

İstanbul’un Beykoz ilçesine bağlı bir köy…

Ve hala ‘Leh’ kökenli muhtarlar yönetiyor burayı. Günümüzde de nüfus yaklaşık 300 kadar. Ancak bu kez; yarısı Türk kökenli!

60’lı yılların sonrasında ülkemizdeki karmaşık durumdan rahatsız olan ‘Leh’lerin bir bölümü Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ve tabi Polonya’ya göç etmişler. Satılan arazileri de Türk’ler almış!

Polonezköy’de nüfusun artması ile ilgili olarak ‘Kırım Savaşı’ sonrası, ‘Sibirya Sürgünleri’ ve ‘Çerkes Hareketi’nin oluşmasına dikkat çekilir? Oldukça fazla göç almış bu dönemlerde.

Başka bir ‘Leh’ köyü olan ’Derbina’nın da tasfiyesi ile orada yaşayanlar da buraya gelmiş! 1800’lerin ortaları…

Polonya kökenli yurttaşlarımız, sayıları azalsa da Cumartesi akşamları köyün tek kilisesi olan ‘Czestochowa Meryem Ana’ Kilisesine geliyorlar ve geleneksel ayinlerini yapıyorlar! Bu ayinde, kendi dillerinin dışında, Türkçe’yi de kullanıyorlar!

Polonezköy’de bir kilise ve bir cami var! Ezan’da, ‘Çan’da var yani!

Kilise, köy ziyaretlerinde mutlak görülmeli. Ancak bunun bir kuralı var. Sadece Cumartesi akşam saatleri açık! Başka zaman bahçesine bile girmek olası değil.

Oysa Kilisenin dışı, özel çan kulesi, bahçesindeki anıtsal ürünler önemli ve fotoğraflanmalı!

Tarihsel mekanlardan bir diğeri ise; Ulu Önder Atatürk’ün birkaç saat geçirdiği, eğlendiği ev!

Atatürk, ölümünden yaklaşık bir yıl kadar önce Polonezköy’ü ziyaret etmiş. O’nu buraya çeken olgu, yerleşik halkın tarım ve hayvancılıkta yakaladığı başarı. Ziyaret sırasında yerel ürünleri tatmış, ‘Leh’ danslarını izlemiş, O’da batılı danslardan örnekler sergilemiş!

‘Jozef Dochoda’nın evinde de zaman geçirmiş.  Bu ev şu an ayakta ama son derece bakımsız. Acilen onarılmalı ve müze haline getirtilmeli!

Bu seyahat çok iyi gelir Ulu Önder’e! 1800’ lü yılların sonlarında kayıt altına alınmaya başlanan ve Cumhuriyetin kuruluşu ile belgelenmeye doğru giden bu köydeki durum, Atanın ziyareti sonrasında orada yaşayan Leh vatandaşlara TC kimliğine sahip olmayı kazandırır. Bundan yaklaşık olarak 30 yıl sonra da işledikleri toprakların tapularına sahip olma durumu oluşmuş bu vatandaşlarımızın!

Diğer yandan İstanbul merkezine o dönemlerde uzak olması, 1900’lerin başlarında gelenlerin geceleme ihtiyacı ile ortaya çıkan süreç, bölgede konaklama yapılarına duyulan ihtiyacı gündeme getirmiş ve bununla ilgili adımlar atılmaya başlanmış. Yıllar içinde gelişen bu olgu, Polonezköy’ün yerel olsa da turizm sektörüne geçişinin bir anahtarı.  Bu anlamda bir milat, bir başlangıç…

Tarım ve hayvancılıkla ekonomik yolculuğunda yürüyen köy, yavaşta olsa turizmin esintileri ile tanışmaya başlıyor; özellikle pansiyonculuk ile.

Bu arada, ‘Polonezköy’ adını, Cumhuriyet ile beraber alıyor.

Öncesindeki isim ‘Adampol’; bir süre sonra ‘Polonez Karyesile’ ye dönüşmüş!

Tarım ve hayvancılığın yanında çok sonraları turizm etkisinin dahil olması ile köyün ekonomik girdileri farklılaşıyor.

İlkin küçük pansiyonlar ve minik lokantalar ile başlayan bu süreç, zamanla sektörel bir yaklaşıma dönüşmüş. Mesela şu anda Polonezköy; sadece turizm ile var!

Günümüzde yaklaşık bin yatak kapasiteli bir konaklama potansiyelinden söz ediyoruz.  İstanbul sosyetesine ait önemli ailelerin buralarda şahane malikaneler yaptırması ve yaşaması ise bölgeyi zenginleştiren bir başka faktör.

Temiz hava, merkeze yakın ama merkezden çok değişik özellikler, bu süreci hızlandırmış ve Polonezköy bir özel alan olmuş zamanla, üst düzey kazanan gruplar için.

Tarihsel farklılığı belgelerle, eşyalarla, miras ürünler ile özümsemek adına ziyaret edilmesi gereken mekanlar var Polonezköy’de! En önemlileri; ‘Zosia Reazi’ teyzenin evi ve köy muhtarlarından ‘Bay Frederich’nin evinin arkasındaki yapı!

Her iki mekanda da yüzyıllara varan tarihi ile kıyafetler, anekdot notları, tablolar, fotoğraflar ve diğer pek çok obje görülür. Bir anlamda köyün tarihidir bu eşyalar. ‘Madam Zosia’nın evi her zaman açık değil! Eleman sıkıntısının yanında, aile varislerinin yılın belli dönemlerini Polonya’da geçirmeleri bunun nedeni. Özellikle yaz aylarında ziyaretçi kabul ediliyor, ancak belli bir sayı ile alınıyor ve ücretli.

Eskiden bahar ve yazlarda, hele de hafta sonları 5 binlere yaklaşan ziyaretçi ağırlayan Polonezköy, bugün aynı nokta da değil. Tabi pek çok şey değişti dünyada ve ülkemizde. Gittikçe azalan bir ziyaretçi sayısı var ve bu köyü gelecekte olumsuz anlamda etkileyebilir?

1928’de burada bir güneş doğuyor.

‘Leyla Gencer’, ‘Polonezköy’de dünyaya geliyor! Dünyaca ünlü  soprano!

Yani, ulu önder Atatürk’ün köyü ziyareti sırasında yaklaşık 10 yaşında; belki de görmüştür; ‘Ata’yı?

Büyük sanatçının baba tarafı Safranbolu’da ‘Hasanzadeler’e dayanıyor. Baba ‘İbrahim bey’, ticarette önemli; pek çok sektörde çalışıyor. Ve gönlünü ‘Alexandria Angela Minakovska’ya kaptırıyor! Polonya kökenli bir ailenin, güzel kızı! İşte gururumuz ‘Leyla Gencer’de; bu evliliğin meyvesi. Buradan çıkıp, dünyaya maloluyor!

Polonezköy’de en kısa zamanda ünlü sanatçıya ait bir anıt heykelin yapımını bekliyoruz!  Bu değerler kolay yetişmiyor!

Köyü ziyaret edenler arasında, Polonya devlet başkanlarının büyük bölümünü, papaları, sanatçıları, piskoposları görüyoruz!

Haziran ayının ilk iki hafta sonu düzenlenen bir festival var ki; yaşamaya değer.

Buraların kirazı ünlüdür. Kiraz hasadı yapılıp tadılır ve ‘Leh’ gelenekleri ile de festival taçlanır. Folklör, müzik, sergi ve diğer etkinlikler var!

1960’dan başlayarak köyde çalışan nüfusun Avrupa ülkelerine göçü ile başlayan süreçte, Tokat’tan gelen göçmenleri görüyoruz burada. İhtimal; ağaçtan ormandan anladıkları için?

Bugün Polonezköy’de çok sayıda Tokat’lı yaşıyor.

Sonrasında Kayseri ve Giresun kökenli yurttaşlarımız da yerleşmiş buraya. Olası iş olanakları için? Tüm bu dışarıdan yerleşim unsurları ne yazık ki yapılaşmayı çarpıtarak klasik ‘Leh’ mimarisine ait oluşumları yok etmiş. O muhteşem tasarlanan ahşap evleri, villa ve köşkleri son derece az görüyoruz bugün. Az da olsa varlar ama!

Bölge ağaçlık ve orman ile ön planda ya; ahşapta bununla beraber sanatsal anlamda yürümüş.  Şık ahşap oyma örnekleri görülebilir burada. Köy merkezinin hemen üzerindeki meydanda ana park içinde ve tabi eğer içeri girebilirseniz kilise bahçesinde! Çok ilginç örnekler var bununla ilişkili. Emeği olan tüm sanatçılara helal olsun, farklılık katıyor köye!

Bir başka farklılık ise camdaki dünya! Cam işlemeciliği. Her hafta sonu cumartesi günleri ana meydana yakın açılan sergilerde, yerel kadınların el emeği cam hediyelikler sergileniyor ve alıcı buluyor. Olayın ana kaynağını görmek isteyenler ise kurulan derneğin üretim ve kurs yerine gelecek. Burada da sergilenen ürünler şahane. Üretimin boyutları anlatılıyor, gösteriliyor! Bu girişimci kadınları hep beraber kutlayalım.

Son olarak bir kahramandan daha söz edelim. Adam Bernard Mickiewicz’! Leh’lerin en önemli şairi!

Bir asker değil, sanatçı! Ama ülkesinin o buhranlı yıllarında halkına, ordusuna yardımcı olabilmek adına çok çaba harcamış! Yaşamının son günlerini de, İstanbul’da geçirmiş! Vefat ettiği ev, Tarlabaşı’nın arka sokaklarında! Günümüzde son derece bakımlı bir müze. Binanın alt katında temsili mezarı var! Polonezköy’ün girişinde de yaşamından kesitler! Fırsat bulanlar, bu müzeyi de ziyaret edebilir!

İster kalmalı, ister günübirlik gidilebilir Polonezköy’e!

1994’de tabiat parkının resmileşmesi ile özellikle doğa yürüyüşü sevenler tarafından tercih ediliyor. Uzun kahvaltıların yapıldığı, öğle sonrası et ağırlıklı ızgara sofralara konu olan çok sayıda mekan, çokça lezzet demek!

Ama doğa hepsinden üstte! Minik köy meydanında dar ve güzel sokaklar sizi bekler. Köyün hemen girişindeki mezarlıkta da, buranın var oluş hikayesi ve kahramanları var. Kesin görülmeli, çekilmeli! Çünkü bu topraklarda bir benzeri yok?

Meydanın içinde satılan bal, turşu, salça ve reçelde hediyelik olsun.

 

Bu arada köyün biraz dışında küçük ama keyifli bir de hayvanat bahçesi var. Çocuklu ailelerce tercih edebilir.

Kısaca; İstanbul’un çok yakınında bir sayfiye merkezi burası. Güzel bir havada bir iki gününüzü ayırın derim.