DİNGİNLİĞİN HUZURUN ADRESİ; DOĞANBEY…

Yaşanacak hatta yaş alınacak bir köy! Sanatçısı, gurbetçisi, kolleksiyoneri her kesimden insanı barındırıyor!

Domatra, Domatya, Domatça, Damatça… Doğanbey’in isim silsilesi… Bazılarına göre Tomatçe ve Tomanca da denirmiş… Her biri büyük avlulara sahip odalar biçiminde inşa edilmiş yapılara verilen nmotia’dan türemiş olabileceğine dair bilgiler var… Her neyse bizim için Doğanbey…

Sevgili okurlar; benim gibi Ege’yi karış karış bilen birisi bile ilk kez geliyorsa; inanın pek çok kişi varlığından habersizdir buranın…

Aydın’ın Söke ilçesine bağlı bir köy… Gözlerden uzak dingin, sakin… Ama muhteşem… Bir vadinin iki tarafına kurulmuş. Ortasından bir dere yatağı geçiyor. Bir iki ahşap köprü iki yakayı birbirine bağlıyor. Samos adasının tam karşısında yaklaşık 1,5 mil mesafede, elbette eski bir Rum köyü… Mykale (Samson) dağlarının güney yamacında. Dilek yarımadasının hemen ucunda!

Söke’nin tarihi M.Ö. 5.000 yıllarına dayanır… Çevresinde bugün ören yeri niteliğinde Magnesia, Milet, Priene’ye ev sahipliği yapar. İşte bunlardan Priene; Doğanbey köyüne neredeyse yürüme mesafesinde.  Bu arada Söke isminin bir Türkmen beyi olan Süleyman Şah’ın dedesi Söke bey’den geldiği rivayet…

Köy 60-65 haneli… Bir zamanlar muhteşem taş işçiliği ile yapılan evlerde yaşanırmış… Şu an bir bölümü yıkık vaziyette. Ancak dışarıdan buraya gelip yerleşen ya da salt yazlık olarak kullanmak isteyen kentliler, elele vererek satın aldıkları yıkık binaları, hızla aslına uygun olarak, elbette anıtlar kurulunun kontrolünde onarmaya başlamışlar. Zira 1800’lerden kalma büyük bölümü. Ortaya muhteşem binalar çıkmış. Bazılarında resterasyon çalışmaları sürmekte…

2.Abdülhamit döneminde Samos, Girit, Kıbrıs ve daha sonra Bulgaristan’dan sanat ve meslek erbabı kişiler buraya yerleştirilmiş. O zamanlar 300 haneden söz ediliyor. 1922’den itibaren Rumlar terk etmeye başlamışlar, 1924 ve sonrasında ise Bosna ve Arnavutluk mübadilleri yerleştirilmiş. 1925 Şeyh Sait isyanı sonrası da kürt vatandaşlar getirilmiş. Görüldüğü gibi tam bir mozaik… Yine 1800’lere tarihlenen hastane olarak inşa edilip, bir süre okul olarak da kullanılan bina; şu an köyün müzesi… 1959 da yaşanan yıkıcı bir deprem pek çok binaya ciddi hasar vermiş,1996 da da büyük bir yangın geçirmiş Doğanbey… Yıllar sonra küllerinden yeniden doğmaya başlıyor burası…

Doğanbey; yürüyüş için ideal bir parkur ve metraja sahip… Bisikletçilerin de gözdesi… Mimari dokunun yanında, bitki örtüsü de özel burada… Selviler, çınarlar, incirler, köknarlar, çamlar, zeytinler birbirinden güzel… Mor fincan çiçeği; dünya da sadece burada yetişiyor! Ayrıca; tepeli pelikan, yeşilbaş ördek ve flamingo var burada. Haydi bakalım fotoğraf tutkunları! Vahşi doğa hayvanlarından bazılarını görmek de olası… Doğal kanalizasyon görevi gören falez zemin, içilebilir kaynak suyu başka zenginlikleri… Büyük Menderes nehrinin deltası hemen köyün yakını. Toprağın bereketini bu da arttırıyor elbette… Söke ovasının bereketi de bu…

Gelelim denize,  deniz ürünlerine… Köyden çıkıp dar ama güzel bir yoldan kıvrıla kıvrıla denize ulaşıyoruz. Yaklaşık 6 km. Karine koyu burası.  Menderes’in denizle buluştuğu noktanın hemen yanıbaşı…  İnanın kendinizi bir Yunan adasında sanırsınız… Üç sevimli restaurant, pırıl pırıl sığ bir deniz, muhteşem kumsal… Ee, lezzetler de cabası… Delta yakın olduğundan, deniz kıyıdan yaklaşık 400 metre ileride hala bilek hizasında… Balıkçılar teknelerine yürüyerek gidiyor! Deniz suyu sıcaklığı yerine göre farklılık gösteriyor, zira su altı kaynakları mevcut ve tuzluluk oranı düşük. İşte bu koşullar; özellikle Çipura balığının buraya üremek için gelmesine sebep oluyor. Tabi başka çeşitlerinde… Bu arada tesisleri kutlamak lazım Karine’de, içme suyu ve elektrik yok… Tankerler, güneş panelleri ve jeneratörler kullanılıyor ama hizmet asla aksamıyor…  Yine nefis lezzetler tattık, kadehleri burası için kaldırdık…

Karine’de tekneyle hemen yakındaki sayısız güvercinin yaşadığı güvercin mağarasına gidilebilir. Göçmen kuşların da rotası üzerinde olduğundan, onları izlemek de büyük keyif olacaktır. Onun dışında okuyun, yürüyüş yapın, fotoğraf çekin, yüzün, deniz kabukları toplayın, elbette ustaların leziz deniz ürünlerini tadın…

Yukarıda Doğanbey’de, aşağıda Karine’de de kalmak şu an için sorun. Yukarıda bir iki pansiyon var ancak çok hitap eder nitelikte değil. Kıyıda ise,  Sit alanı olduğundan yeni bina zaten olanaksız, mevcutları çevirmek ise zor. Karine, Samos’a en yakın konumda olduğundan eski gümrük buradaymış! Şu an restaurant olarak hizmet veren binalardan biri. Koyun ucunda, o yıllardan bu yana hala bir jandarma karakolu var.

Veee ulaşım… Arabasız buraya gelmek neredeyse imkansız… Karayolu dışında Aydın’da pek faal olmayan Çıldır havalimanı var. Söke’ye ise tren seferleri… Ama asıl sorun Söke’den sonra buraya nasıl gelinecek? Arabası olanlar için tarif; Söke’den eski Didim yoluna doğru dönünce Priene antik kentinin tabelalarını izleyin, burayı geçtikten sonra çok kolay Doğanbey’e ulaşım…

Nefis, rengarenk bir doğanın eşliğinde, keyifli bir yolculukla gelirsiniz buraya… Yolda zaten hüzünler geride kalır,  sevinçler önde… Yaşa be dostum, sende…