Üç dinin izleri hala yaşatılıyor!

EDİRNE

Osmanlı’ya başkentlik yapmış; çok özel bir kent…

Burası; Osmanlı özelinde tanınır. Zira 90 yılı aşkın bu imparatorluğa başkentlik yapmış. Elbette çok başka özellikleri var kentin;  Edirne’deyiz!

Üç dinin ibadet yerlerinin olduğu ve hala ilgili cemaatlerin toplandığı, ibadet ettiği yerler; kiliseler, camiler, sinagoglar hala ayakta ve ziyaretçi kabul ediyor! Bu müthiş bir şey!

Edirne’ye ilişkin özellikler dikkate değer! Ülkemiz sınırları içindeki en büyük sinagog burada! Bu sinagog Avrupa’da bile sayılı! ‘Kal Kadoş Agadol’…

Ülkemizdeki özel kiliselerden bazıları da kentte… 1880’lere tarihli ‘Sveti Konstantin-Elena Bulgar Kilisesi’; yine benzer tarihli ‘Sveti Georgi Bulgar Kilisesi’ ile ‘İtalyan Katolik Kilisesi’; Hristiyan teba için hizmette…

Ve tabi camileri ile öne çıkan bir kent! Kısaca üç din de yaşıyor ve yaşatılıyor!

Edirne’ye; ‘Odris’, ‘Meritsa’, ‘Hebsos’, ‘Hadrianapolis’de denmiş geçmişte. Hepsinin de anlamı vardır! ‘Odris’i; ‘Odrisia’ veya ‘Orestia’ olarak telaffuz edenler de var!

İstanbul’a çok yakın otoban ile; ama diğer illerden gelecekler mesafeye göre hesap yapmalı! Yazın oldukça sıcaktır. Hep söylediğim gibi bu tip yerler ilkbahar ile son baharda gezilmeli!

Üç nehrin kucakladığı çok başka bir yer Edirne. Gezilecek keşfedilecekler çok burada! O nedenle birkaç gün ayırmalısınız!

Trakya halkı çok sevecendir çok da eğlencelidir. Bu seyahatinizde onların bu özeliklerini çokça deneyimleyeceksiniz…

Üç saat civarı bir direksiyon sallamak gerekir İstanbul’dan; ama değer bence…

Buraya özel aracınız ile gelecekseniz; özellikle hafta sonları park sorunu ile karşılaşacaksınız! Mümkünse gelmeyin derim! Gelmek zorunda kalırsanız aracınızı merkezden uzak bir yerlere bırakın ve yayan dolaşın merkez ve civarındaki güzellikleri!

Bir grup ile beraber gelirseniz; kaptanlar nasıl, nerede, nereye park edeceklerini biliyorlar sorun olmaz!

Buranın tarihi çok özel… I.O. 168’de ‘Roma’ hakimiyeti söz konusu…

Öncesinde ‘İskit’lere uzanan, ‘Pers’ işgaline sahne olan, I.S. ise ‘Bizans’ın boy gösterdiği bir yerleşim! ‘Osmanlı’ hakimiyetini ilkin 1361’de ‘1. Murat’ döneminde görüyoruz…

Edirne özellikle son dönemlerde çokça turist çekmeye başladı. Başta Balkanlı turistler olmak üzere.  Alışveriş için geliyorlar! Ama asıl daha batılı gezginleri buraya çekmek lazım. Zira onların aradıkları tam da burada! Üç din, lezzet ve coğrafya! Eşsiz tarihi de atlamayalım…

Burada bir parantez; Trakya halkının özelinde Edirne’lilerin misafirperverliği. Muhteşemler gerçekten. Mekanlarda bizlere hizmet edenlerde de buna rastladık! Aman bu hep sürsün…

Edirne ve civarı şahane bağlara ev sahipliği yapıyor. Bağcılık ve devamında şarapçılık çok özel… Hem tadım yapabilirsiniz hem de satın alabilirsiniz! Kırmızı ve beyaz da, eşsiz lezzetler sizleri bekliyor!

O denli karışık bir tarihi var ki Edirne’nin, ‘Balkan Tarihi Müzesi’nde kısmen de olsa buna tanıklık edeceksiniz! Ama burası salt Balkan değil. Avrupa ile Asya arasında bir geçiş noktası… Tabi ki Trakya’nın geneli böyle…

‘Beyazıt Külliyesi’ Osmanlı’nın günümüze yansımış en önemli sağlık müzesi. Edirne ziyaretçileri burayı mutlaka görecek! ‘2. Beyazıt’ın girişimi ile başlayan bir yapı! Yıl 1488… Avrupa Müze Ödülünün alındığı 2004 yılından bu yana çalışmalar artarak sürüyor! Etnografik sergilemeler gerçek gibi! Sağlık konusunda o dönemlerde nelerin yapıldığını görmek adına muhteşem!

‘Kapalı Çarşı’ olarak da bilinen ‘Arasta’ çarşısında tam tamına 124 dükkan bulunur. Hadi gezin ve alışveriş yapın! Benzer bir başka yer ise; 1500’lere tarihli ‘Semiz Ali Paşa Çarşısı’…

Ne yazık ki ilk ‘Osmanlı Sarayı’nı koruyamamışız!

Bir duvarı günümüze kalmış! Oysa ‘Topkapı Sarayı’ öncesi Payitahtın en özel merkezi! Ve günümüzde yok!

Malum burası Osmanlı’dan sonra camiler şehri olarak da anılır!

‘Eski Cami’ bu anlamda bir ilk! On bir yılda tamamlanmış! O meşhur ‘Selimiye’nin hemen arkasında! Ancak ilk inşa tarihi çok öncelere dayanıyor! Hat sanatının en özel örnekleri; 18.Y.Y. ve devamında eklenmiş!

‘Üç Şerefeli Cami’; buraya uzak değil! 1400’lü yıllara tarihlenir. Biri burma desenli üç minaresi ile dikkat çeker! ‘Hacı Muslihiddin Ağa’nın eseri olduğu bir rivayet?

‘Selimiye Camii’nde sıra! Edirne’nin özeli… Yetmiş bir metrelik dört minaresi ve şerefeleri ile gerçekten bir başka!

1,5 dönümden fazla bir iç alandan söz edilir ki; inanılmazdır…

‘Mimar Sinan Usta’nın 80’li yaşlarında inşa ettiği inanılmaz eser; UNESCO Dünya Mirası Listesinde! ‘2. Selim’in emriyle, 1568 ile 1575 tarihleri arasında yapım söz konusu! Edirne’nin en büyük simgelerinden; hatta ilgili tüm coğrafyanın?

Edirne’de, on’dan fazla köprü var! ‘Meriç’, ‘Tunca’ ve ‘Ergene’ nehirlerinin civarda aktığı değişik bir yer! Tunca köprüsü 1600’lere tarihli, Meriç köprüsü ise 1800’lü yıllara… On iki adet sivri taş oluşumu ile öne çıkmış! Daha eski, 1400’lere tarihli 170 kemerli Uzunköprü farklı! Fatih Köprüsünü de atlamayalım! Fatih deyince; ünlü padişahı adını taşıyan müzedeki eserlerle, daha detaylı tanımak mümkün?

Evet müze anlamında çok zengin bir kent Edirne! ‘Türk İslam Eserleri Müzesi’ ile ‘Etnografya ve Arkeoloji Müzelerini’, saymazsak olmaz!

Ciğerler, özgün etler yenir burada; tabi ki şarap eşliğinde! Hayvancılık özeldir Trakya bölgesinde ve tabi Edirne bundan nasibini almış! Eti, köftesi hep gündemde ama ciğeri… Evet yaprak ciğer uluslararasında bilinir. Ama gerçekten muhteşem yaparlar! Öğle saatlerinde lokantalarda yer bulamazsınız! Bu nedenle özellikle hafta sonları önceden rezervasyon yaptırın!

Yakın tarih diyelim onlara; 1800’lerin sonlarına tarihlenen ‘Belediye Binası’ ve ‘Makedon Kulesi’… Tam da fotoğraflık!

Buraya bir ilginç not düşelim. ‘Buzhane’… Yapım yılı tam bilinmeyen, uzun yıllar kentte soğuk hava deposu işlevi gören bir bina. 19.Y.Y.’a tarihleyenler var. Bir süre metruk kalmış, sonra yenilenerek bir turistik tesise dönüştürülmüş.

Buradan tren geçmez ama istasyonu var! Üstelik çok özel hikayesi ile… ‘Karaağaç’!

‘Mimar Kemalettin Bey’ önemli bir usta! Hala kullanımdaki ‘Sirkeci Garı’nın da mimarı! ‘Karaağaç Tren İstasyonu’da onun elinden çıkma! Günümüzde Trakya Üniversitesi Rektörlük binası ve Güzel Sanatlar Fakültesine ev sahipliği yapıyor! Görülmesi şart!

1920’de Yunan işgali ile sarsılan kent iki yıl sonra Türk hakimiyetine geçmiş… Büyük şans; işgal yıllarında tarihsel eserler pek zarar görmemiş! İşgal sonrası imzalanan ‘Lozan Antlaşması’nı simgeleyen bir anıt var! ‘Karaağaç Tren İstasyonu’nun yakınında…

Bir bakın derim gitmişken… Buraya giden yol üzerinde ise ‘Tarihi Karakol’ olarak bilinen bir yapı göreceksiniz. 1918 yapımı bir sınır karakolu. Lozan Antlaşması’ndan sonra sınır değişimi ile işlevini yitirmiş!

Her yıl düzenlenen ünlü ‘Kırkpınar’ güreşlerinin de ev sahibi, Edirne. Eğer seyahatiniz o tarihlere denk gelirse, ‘Sarayiçi’ni de görün…

Kentin ara sokaklarında kaybolmak çok başka. Zira hiç beklenmeyen anlarda eşsiz mimarilere sahip müstakil yapılar ile karşılaşmak mümkün! Bunların bir bölümü gayrimüslim vatandaşlarca inşa edilmiş. Aslına uygun olarak restore edilen pek çok yapı var. İhtişamlı görünüyorlar. Bazıları ise, ciddi bir onarımı bekliyor!

Konaklama anlamında seçenek oldukça fazla. Bir tur şirketi ile gidecekseniz zaten sorun yok. Münferit bir seyahat söz konusu ise; merkez dışındaki otelleri seçin. Hem gürültüden uzak olursunuz, hem de park sorunu yaşamazsınız!

Ülkemizin çok zengin kültürlerini barındıran bir şehir Edirne! O manada mutlak görülmeli…