Büyük İskender’in rüyasında gördüğü yerleşim…

SMYRNA…

Çok özel hikayelere sahip!

İzmir’e geldiğinizde, elbette yapacak çok şey, gezecek çok yer var…

Ama tarihe meraklıysanız ve eski İzmir’i merak ediyorsanız mutlaka Smyrna’yı görün derim! Günümüze kalanlar çok fazla değil ama kent tarihi gerçekten özel.

İzmir’de iki farklı konumda yer alır antik kent. Bölge ile ilgili bilgiler çelişkili. İlk yerleşimin eski Tunç çağına dek gittiği görüşü var. I.O. 7 binli yıllar! Yaklaşık 100 dönüm arazi üzerindeki ilk kurulum sonrası mevcut durumun genişlediği bilgisi söz konusu.

Pergamon’un yani Bergama’nın mimari oluşumda buraya etkisinden söz edilir.

Döneminin en iyi tiyatrolarından birine sahipmiş Smyrna. Ne yazık ki günümüzde buna tanıklık edemiyoruz.

Kent meclisi Bluterion’un bazı kesitleri görülebilir. Ama asıl önemli olan Agora. Döneminin en büyüklerinden. Buranın, I.O. 4. Y.Y.’da Büyük İskender’den sonra kurulduğu düşünülüyor. Ayrıca, Yunanca yazılı grafiti koleksiyonu ile öne çıkan bazilikası ile de önemli. Bugün kent merkezinde ziyarete açık. Ayrıca bu agora, döneminin borsası ve adliyesini de barındırıyor!
Sıkı durun; burası aynı zamanda o dönemde ki en özel dedikodu merkezi!

Pagos tepesinde yani Kadifekale’de kurulum ile de ilgili bilgiler çelişkili. Acaba Persler aşağıdaki kenti yıktı da sonra yukarıda tekrar mı kuruldu? Zira I.O. 545’lerde buraların komple tahrip edildiği bilgisi var.

Bir rivayete göre Pers seferine çıkmak üzere olan Büyük İskender, rüyasında Smyrna’nın yeniden inşasına tanıklık eder. Orada insanların daha mutlu olacağı söz konusudur! Ve O’na Pagos tepesi işaret edilir!

O’da kenti ikinci kez burada kurar. Bunu bize Pausinias anlatıyor!

Ünlü tarihçi Strabon ise, ikinci kuruluşun Büyük İskender’in yakın arkadaşları Antigonos ve Lysimakhos tarafından gerçekleştirildiğini söyler.

Kent savunması için yukarıda yer alan bir yer elbette avantajlı! Ama dediğim gibi bilgiler çelişkili…

Bu isme özellikle batıda pek çok antik kentimizde rastlarız! Charles Texier… Burada da  1830’larda bir çalışma başlatmış. Araştırma ve kazı çalışmaları…

1932-41 arası Rudolf Naufman ve Selahattin Kantar’ın başkanlığında Türk- Alman ekibinin ortaklaşa bir araştırması söz konusu!

Romalıların I.O. 133 ile I.S. 395 yılları arasında Smyrna’da hakim olduğu görüyoruz!

Olası; onların döneminde yenilenen ve 7. Y.Y.’a dek varlığını sürdüren Agora, Unesco geçici dünya mirası listesinde. Bu da; bölgenin Türkleşmesi ile beraber aynı önemi gösterdiğinin bir kanıtı.

Smyrna’daki ilk bilimsel kazılar için 1948’e gideceğiz. Önce John. M. Cook sonra ünlü arkeolog Ekrem Akurgal’ın çalışmaları. 1993’e dek ünlü hocanın bölge ile ilgili çabası söz konusu, sonrasında Meral Akurgal ismine rastlıyoruz.

Ion uygarlığının en eski parke taşlı yolu burada! Helen dönemine ait farklı taş çeşmeler de Smyrna’da!

Kentin en özellerinden biri ise, Athena tapınağıymış. I.O. 640- 580. Doğu Helen’in en eski mimari yapısı. Ne yazık ki artık yok!

Tiyatronun özeline bir bakalım.

20 bin kişilik olduğu düşünülüyor. Asya’nın en özel yapılarından biri. I.O. 2.Y.Y.’a tarihleniyor! Depremlerle hasar görünce yenileştirme çalışmaları olmuş! Ne yazık ki yeni yapılaşmaların altında kalmış. Üst yapı traşlandıkça kimi sıralar kısmen gözükmeye başlamış. Ama eski görkemi için belki yıllarca beklenecek?

Tekrar kazılara dönelim. 1996’da çalışmalar yeniden başlıyor! Agora avlu alanı, batı portiko, bazilika, bluterion ile beraber özellikle 2007 sonrası Akın Ersoy başkanlığında yapılan kazılarda Roma hamamı, Osmanlı yapısı gibi yapılar gün yüzüne çıkarılıyor!

Agora’da I.O. 6-5. Y.Y.’lara ait olduğu düşünülen seramik buluntuları mevcut.

Kentte I.S. 178’de kentte büyük bir deprem yaşandığı bilgisi var.

Smyrna gerçekten özel bir yerleşim. Geçim, tarım ve balıkçılıkla sağlanırmış. Demek ki denize yakın ya da sıfır. Günümüzde ise denizden oldukça uzakta…

Şimdi bir doğa olayından söz edelim. İnanışa göre eski İzmir, Smyrna körfezinin kuzey doğusunda bir adacık üzerinde kurulmuş.  Meles ırmağının getirdiği alüvyonlar ile bu günkü yerleşim oluşmaya başlamış.

Bunu Büyük Menderes nehrinin deltalarında da görürüz!

Dolayısı ile şu anki İzmir ve Smyrna, kurulan yıllardaki coğrafyadan oldukça uzak ve farklı yapılaşmalar ile bambaşka konumda!

Evet Smyrna ile ilgili farklı bilgiler var. Bazıları henüz kanıtlanmamış!

Buna rağmen buluntular az olsa da görebildiğimiz eserler ile kıymetli… Ancak yer altında kim bilir neler var? En kısa zamanda gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor! Kazı çalışmalarına hız verme zamanı…

Antik kentlerde çalışma yapmak gerçekten çok zor. Ancak İzmir gibi bir kentin, antik Smyrna’nın üzerinde kurulması çok başka bir hata! Yerel yönetimler bu konuda sınıfta kalmış! Yıllar içinde antik yerleşim tabi toprak altında kalanlar ile ne kadar insanlık ile buluşur; bilemiyorum? Kazıların hızı ve sistematiği ile alakalı!

Ama şu anda bile çok geç! Bu elbette para ve ekip elbette ekipman ile alakalı! İnşallah kaybedilen zaman bir biçimde kazanılır!

Sonuç olarak; Haziran, Temmuz, Ağustos hatta Eylül aylarında değil ama; mesela Ekim, Kasım, Aralık’da, veya Mart, Nisan, Mayıs’ta yolunuz İzmir’e; Bayraklı’ya, Kadifekale’ye düşerse Smyrna’yı bir özümseyin! Tarih ile bir nefes alın…