Çok kültürlü bir başkent…

LİZBON

Görülmesi şart…

Portekiz’in başkentindeyiz. Yedi tepe üzerine kurulmuş, Tejo nehrinin oluşturduğu haliçte yer alan yaklaşık üç milyon kişinin yaşadığı bir kent Lizbon.

Burada fado var, futbol var ve bir de Fatima var! O kutsal.

O nedenle üç F’nin buluşması deniyor!

Tabi daha neler var. Anlatmakla bitmez.

Tarihte inanılmaz saptamalar var mesela. Neolitik çağda İber’ler burada. Sonrasında Kelt hakimiyeti. Ve iki toplumun zaman içinde karışması.

Eski Yunanlılar, Lizbon’a Olissipo demiş. Efsaneye göre Truva’dan kaçan Odysseus kurmuş burayı…

Tarihe devam edeceğiz elbette. Biraz zaman atlayalım. Portekizliler denizci bir toplum. Hangi dönemde olursa olsun yelken açmışlar bilinmez dünyalara! Bu anlamda Vasco de Gama’dan söz etmezsek olur mu? Lizbon çıkışlı seyirlerinde 15. ve 16. Y.Y.’ a işaret edilir. Hindistan’a dek yaptığı seferler, tarihe ışık tutmuş.

Yıllarca deniz keşiflerine yön veren, Portekiz’de gidip de dönemeyen denizcilerin sayısı da büyük. Özellikle denizcilerin eşleri bu anlamda bir tema yaratmış. Ağıt deriz biz. Onlar fado diyor. Bir ağıt şarkılar dizini… Bugün bile salt fado dinlemeye gidenlerin tercih ettiği müzikholler çok revaçta. Bana sorarsanız bir süre sonra çok sıkıcı oluyor. Elbette ölenlere saygımız büyük.

Ve futbol… Olmazsa olmaz. Dünyaya hem futbolcu hem de antrenör olarak servis veren en ünlü ülkelerden…

Fatima’ya gelince; Meryem Ana’nın gözüktüğü bir kişi olarak kabul edilir ve o nedenle kutsaldır?

Belem Mahallesinde tur atalım sizlerle. Burası Baharat ticareti ile finans edilmiş.

1750’lerde Lizbon çok büyük bir deprem yaşıyor. Binaların büyük bölümü yıkılıyor. Sonrasında Margues de Pombal dokunuşları ile kent adeta yeniden yaratılıyor. Efsane mimar! İşte o nedenle de Lizbon’un alt tarafına Baixa Pombalina denmiş. Burası Unesco dünya mirası listesinde. O dönemde çok ciddi ölü ve yaralı sayısı oluşmuş. Ve kent neredeyse yeniden yaratılmış.

Gotik ve rönesans karışımı bir mimari yaklaşım bu. Manuelin; işte söz ettiğimiz mimari biçim. Bu arada kimi binalar çini kaplı. Alışveriş için de idealdir buralar… Mutlaka fotoğraflayın.

Yukarı mahalle Bairro Alto. Kentin gece yaşamı burada akar. İnanılmaz gece klupleri var!

1180’lerde kurulan Lizbon, 1250’lerden sonra Portekiz’in başkenti. O yıllarda en ihtişamlı günlerini yaşamış. İlginçtir; günümüzde refah düzeyi ile AB normlarının çok üzerinde…

Ülkemizden ulaşım İstanbul’dan! Yaklaşık dört saatlik bir uçak seyahati sizi bekler.

Kent içi ulaşımda telefona indirilen uygulamalar ile belli firmaların araçları sizi gezdirebilir.  Ödeme kart ile yapılır son derece güvenli…Toplu taşıma elbette var… Kent içi ulaşımda, otobüs ve finiküler seçenekleri de! Bu arada havalimanı kent merkezi arası yaklaşık 15 dakika…

Lizbon yükseltili bir arazi de kurulmuş… Yokuşlar buranın özeli ve kentin simgesi sarı tramvaylar bu yokuşlara aldırmadan yolcularını gitmek istediği noktalara ulaştırır; yıllardan bu yana…

Lizbon 1994’de Avrupa kültür başkenti…

Kentin tarihsel ve sanatsal özellikleri saymakla bitmez. Mesela Okyanus müzesi Avrupa’nın en büyüğü… At arabası müzesi, dünyanın en özel araçları burada. Eczacılık Müzesi çok farklı. Antik Sanatlar müzesi ile Modern Sanatlar Müzesi dikkat çekici… Tabi ki Ulusal Müze. Böylesi bir geçmiş, ancak bu müzeler ziyaret edilince algılanır.

Gelelim sanata! Başta tiyatrolar. National Teather, Merkez Kültür Tiyatrosu, D Maria ve tabi başkaları da sayılabilir. Kent merkezindeki en büyük park; Parque Eduardo…

Lezzetlere bir bakalım sonra geziye devam… Lizbon mutfağı elbette ülke gerçeğinden dolayı deniz ağırlıklı! Sardalya balığı mesela çok özel. İçecek elbette şarap. Porto bu konuda öndedir ama Lizbon’da hiç aşağıda kalmaz. Local restler çok başarılıdır…

Batıya has küçük mezelikler var mönülerde. Ana unsur, Okyanusun buraya getirdikleri. Bu arada yıllarca buralara hakim olan Arap kültürünün de mutfağa etkisi önemlidir.

Özel bir hikaye var mutfağa dair. Belem Pastası…

Döneminde manastıra gelir elde etmek adına farklı bir yapılış biçimi ile üretiliyor bu pasta! Bu tarifi üç kişi biliyor! Bu kişilerden biri ölmeye yakınken tarifi diğer bir kişiye öğretiyor. Ve bu gelenek bu biçimde sürüyor! Kısaca Belem Pastası da Lizbon’un özeli…

Şimdi; buraya ne zaman gitmeli? İlkbahar ve sonbahar bence idealdir. 

Yazın elbette çok sıcak. Ama söz ettiğim zamanlar içinde yağmurlara bakmak lazım. Keyfiniz kaçabilir yağışta!

Covid problemi ile Avrupa’da en çok ölü veren kentlerden Lizbon. O manada pek çok metruk bina göreceksiniz… Terk edilmiş. Ya da mirasçıları yok! Tabi bu anlamda da dışarıdan çok göç almış. Kentin yarısı siyahi… Afrikalı… En iyi restlerde bile çalışanlarda da bu durum söz konusu. Göçmenler, gerçek Lizbon’lu dan fazla! Bu arada Türk’leri de çok görebilirsiniz. İşletme sahipleri arasında yabancılar çok fazla.

Otel fiyatları ve kiralık evler yüksek. Tabi günümüz koşulları da etkili…

Tejo nehrinin kente etkisi büyük.

Alfama hemen burada. Kentin en eski mahallesi. Burası geleneksel müzik fado’nun duyulabileceği en özel mekanları barındırır. Ve tabi Lizbon’un üst seviyeden manzarası buradan muhteşemdir…

711’de Arap hakimiyeti sonrası isimlenen en eski mahalle olan Alfama; aslında El- Hamma’dan gelir! Kimi kaynaklara göre de; Lizbon adının Arapça El- Usbuna’dan geldiği söylenir?

Tejo nehri neredeyse Lizbon’u ikiye ayırır. İki taraf arasındaki ulaşım köprülerle sağlanır. Bunlardan en önemlisi 1966 ‘da hizmete giren 25 Nisan adlı köprü. Avrupa kıtasının en uzun asma köprülerinden olan Vasco de Gama da, elbette özeldir…

Kente has özel bulvarlar var. Liberdate, Rebublica, Almirante Reis, Fontes Pereira de Mello gibi…

Fado’dan söz ettik. Dünyada en ünlü fado ustası Amalia Rodrigues’dir. Vefatı sonrasında özel bir kilisenin bahçesinde yatıyor, Lizbon’da…

Alfama dedik; şimdi Almada diyeceğiz.

Karıştırılır hep. Halbuki farklı noktalardalar!

Cristo Rei anıtı buranın özeli. Tüm şehre hakim kolları açık bir İsa…  2. Dünya savaşı sonrası yapılmış. Rio de Jenerio’daki anıt heykele benzer…

Lizbon’da çingenelerden vazgeçilmez. Kentin en özel insanları. Yaz aylarında bir çingene festivali düzenlenir burada. Eğer seyahatiniz denk düşerse kaçırmayın derim. Efsane eğlenceler vardır!

Sarı pencereler, yüksek kapılar; işte size işaret Ticaret meydanı… Aslında kentin girişi de buradan başlar. Bu manada Rossio Meydanı’da özeldir!

Hadi bit pazarına gidelim. Hırsız pazarıdır burası. Nata yenir burada! Pasta bu. 

Sıvası dökük evler var etrafta. Mozaikli kaldırımlar ve art- nevo binalar… Ortaçağ islam mimarisine tanıklık etmek söz konusu…

Lizbon’da dinsel mekan meraklılarını bekleyen çok sayıda yer var!

Lizbon katedrali mutlaka görülecek! Santa Engracia Kilisesi mesela. Devamında Estrela Bazilikası ve tabi Sao Vicente De Fora Kilisesi…

Carmo Manastırı, Velha Kilisesi ve tabi daha başkaları…
Belki de en özeli; Jerenimos Manastırı. 1500- 1570 arası bir inşa süreci görüyoruz. Lizbon’a gelenlerin mutlak görmesi gerek!

Diğer taraftan kentte görülesi yerler arasında; Keşifler anıtı var! Ancak başka bir özel; Elevator de Santa Justa; o ünlü asansör mutlak görülecek…

Ortaçağ kalesi Castello de Sao Jorge de ziyaret rotanızda olsun.

Ve son olarak; burası bir boğa güreşi merkezi… Hala yapılan bu gösterilerin en özel mekanı da yani arena da Lizbon’da…

Kısaca özel bir kent; Lizbon… Keşfedilecek o kadar çok unsur var ki…