Dicle yutsa da; anılarda yaşar;

HASANKEYF…

12 Bin yıllık tarihi silmek mümkün mü?

Bir sihrin tam ortasındayız; olası insanlığın başlangıç noktasındayız. Mezopotamya; iki nehrin arası! Fırat, erkektir, delice akar derler. Oysa Dicle öyle mi? Nazlı akar, telaşsız. Bu nedenle, Dicle dişi’dir. Onu izlemek güzeldir, baktığınız yer önemli değildir.  Ben, yarı yıkık ‘Artuklu’ köprüsünün ardında, güneş batmaya yüz tutmuşken izliyorum, enfes.

Hasankeyf’deyiz. Dedik ya, sihrin ortası diye. Sola baktığımda yukarılarda, devasa kaya kütlesi üzerinde, yarı yıkık kale kalıntıları; suya daha yakın yerlerde, yine hasarlı ama şık minareler. Doğa sihirli, binalar da ona ayak uydurmuş gibi.

Buralar büyük ölçüde çok yakında Dicle’ye yenik düşecek, sular altında kalacak. Dicle’ye değil aslında, ‘Ilısu barajı’na. ‘Yukarı Şehir’ zarar görmeyecek, orada ki eserler yaşayacak. Ama, ‘Aşağı Şehir’deki tarihi eserler?  Bir bölümü, yeni yerlerine taşındı. Bir bölümü için, taşınma sürüyor. Acaba yeni yerlerinde mutlu olurlar mı? Tabi ki; hayır. Barajın su tutması tamamlandığında, bambaşka görünecek Hasankeyf. Bu ‘yok oluş’ öncesinde,  son tanıklardan biri olarak anlatacağım Hasankeyf’i, her yönü ile. Hüzünlü olacak ama!

Esasen yöre halkı da bıkmış, yıllara varan mücadelesinden. Çünkü sonuç yok ‘ne olacaksa olsun artık’ deniyor.

Kimilerine göre 6 bin, bazıları 8 bin diyor; mağara! Olası; tektonik hareketlerle doğal oluşum. Bir bölümü, insan eli ile oyulmuş ve kapalı alanda yaşam buralarda başlamış. Bugün hala yaşayan var mağaralarda, az da olsa.

Tevrat’da, Dikris, İncil’de, Tikris denmiş Dicle’ye. 4 milyar yıl var olan yeryüzünde, 3 milyar yıl aktığı düşünülüyor, bu kutsal nehrin. 1900 km.’nin bizim sınırlarımız içindeki bölümü, 523 km.

Danyal peygamberin bu hatta yürüyerek, asası ile çizdiği ve işaretlediği biçimde aktığı inancı; hakim! Mezopatamya’yı oluşturan diğer nehir Fırat’a göre çok sayıda kolu var.  Oysa Fırat; 2850 km.’yi neredeyse düz akar!

Coğrafya ilginç, denizden yükseklik 500 metreden fazla.  Hemen karşısı Raman dağları, petrol bölgemiz. Diğer yanda, 135 metre yükseklikte yekpare kaya oluşumları üzerinde bir hayat. Altta ve suyun diğer yanında sayısız mağara! 3 büyük vadi etrafında konumlanmış bir yerleşim.

Avcı ve toplayıcılıktan, ilk yerleşim yerine geçişte yaşanılan topraklar! Hasankeyf, belki ikinci bir ‘Göbeklitepe’; bilinmez? Belki de daha eski? Şu ana dek bulgular, 12 bin yıl öncesini işaret ediyor.

Yerleşik düzene geçişte, ilkel’lerde dahil, bu topraklarda 20’den fazla uygarlığın yaşadığı, kök saldığı aşikar. Küçük bilgi farklılıkları olsa da; bunlar Hurri kabileleri, Mitanni’ler, Asur’lular, Urartu’lar, İskit’ler, Med’ler, Pers’ler, Makedon’lar, Roma’lılar, Bizans’lılar, İslam öncesi Araplar, İslamiyet’in yayılması ile beraber; Hamdani, Abbasi, Mervani;  devamında Selçuklu’lar, Artuklu’lar, Akkoyun’lular, Safevi’ler,  Eyyubi’ler ve Osmanlı’lar. Arada, Moğol saldırıları.

Çok zengin bir tarih, ama kıymet bilinmemiş! Unesco dünya mirası listesi için gerekli 10 kriterden 9’u var, ama hükümetler bir nedenle başvurmamış?

Peki isim nereden geliyor. Söylenen çok fazla da, gerçek ne? Süryani kaynaklarındaki ‘Kifo Uani’, kaya kelimesinden türeyen ‘Kifos’ ve ‘Cepha’ ya da, ‘Ciphas’dan geldiği. Yuvarlanarak ‘Hesna Kepha’ olduğu, ve dile uyarlandığı söyleniyor? Bu manada ‘kayalar şehri’ya da ‘mağaralar şehri’.

Arapça’da ise;  ‘Hısn Keyfa’, ya da ‘Hısn Kayfa’, olduğu, yuvarlanarak ‘Hısnıkef’ yani ‘kaya hisarı’veya ‘taşkale’manasında olduğu söylemleri var! Daha yakında ise, bir hikaye. ‘Hasan’ isminde bir idam mahkumunun son arzusu, atla kent içinde dolaşmaktır. Kabul edilir, Hasan ata biner binmez, Dicle’ye yönelir, metrelerce yükseklikten atlar. At’ın akıbeti bilinmiyor ama ‘Hasan’ kaçar kurtulur. ‘Hasan nasıl kaçar kurtulur’ söylemi, yuvarlanarak Hasankeyf olur.

Batman il olduğundan bu yana oraya bağlı. Daha önce Midyat ve Gerçüş’e bağlıymış.GAP turlarının ilgi odağı. Batman- Midyat karayolu üzerinde, Batman’a 35, Mardin’e 120, Midyat’a 50 km. mesafede. Mardin, Batman ve Diyarbakır havalimanlarına büyük kentlerden, özellikle İstanbul’dan düzenli uçak seferleri var. Batman ve Mardin’den Hasankeyf’e de otobüs ile ulaşım söz konusu. Ya da, araç kiralanacak.

Yerli nüfus 5 bin civarında. Özellikle gençler, doğdukları toprakların geçmişine çok hakimler! Sevindirici. Gelen misafirlere, doğal rehberlik yapıyorlar. Turist genelde yerli, az da olsa yabancı var. Fakat barajın yapılmaması, tarihin yok olmaması için çok sayıda yabancı aktivist, defalarca bölgeye gelip yerel halka destek olmuş, gösteri yapmış, videoları ile sosyal medyada buraya dikkat çekmişler. Ama nafile; Ilısu barajı son hızla devam ediyor. Baraj’a, tüm özelliklerine bakacağız. Yöreyi biraz detaylı anlayalım. Hasankeyf, iki bölümden oluşuyor. Sular altında kalıp yok olacak ‘dış kale’ denen ‘aşağı şehir’, ve yaşamın süreceği, 135 metre yüksekliğe varan ‘iç kale’ yani ‘yukarı şehir’. Barajda su tutma sonlandığında, suyun yüksekliği 64 metre olacak. Alt taraf, Dicle’ye yenik düşecek, üstün bir bölümü yaşayacak.

Sular altında kalacak ‘dış kale’ deki eserlere göz atalım. Bir bölümü taşındı, bir bölümü taşınacak. Bu işlemi yurt dışından getirilen profesyonel ekipler yapıyor.

1460’lardan itibaren bir süre, burayı kontrol eden Akkoyun’lulardan kalan ‘Zeynel bey türbesi’ taşındı. Hükümdar Uzun Hasan’ın oğlu. ‘Otlukbeli’ savaşında şehit düşünce, anısına yapılmış. Türkistan yöresi anıt mezarlarını anımsatan, türünün tek örneği. Daire planlı, sekizgen konik bir külah ile örtülü, dışı üç sıra çini ve kitabeler ile bezenmiş bir eser. Kimileri, İran Tebriz’deki ‘Mavi Cami’ye benzetiyor. Arapça Allah, Muhammet, Ahmet ve Ali tasvirleri, kufi hatlı olarak yer almış. 1470’lere tarihleniyor.

Taşınanlardan bir diğeri, ‘Artuklu Hamam’ı. Ana bina, Dicle’ye yenik düşmüş, yok olmuş! Şu an görülen, Osmanlı’da yenileme çalışmalarından kalan ‘soyunmalık’bölümü. Orijinal kesme taşlı, kare planlı ve kubbeli. Artuklu eseri ama ilk yapım tarihi meçhul. 1100’lerden 1200 ‘lerin ortalarına dek süren bir dönem. ‘Şehre gelen yabancılar, burada yıkanmadan şehre giremezmiş’; inanç bu!

‘Süleyman Şah külliyesi’de taşınanlardan. Eyyubi zamanı. 1407’ye tarihli. 1432’de ölen Süleyman Şah’ında mezarının burada olduğu söyleniyor, ancak yapı harap, belli değil. Yine de taş kesme işçiliği özel. Yanındaki taç kapı ve çeşme; şık. Çeşmenin kitabesinde 1416 tarihi var, belli ki sonradan eklenmiş. Bitkisel süsler ile bezenmiş kufi hatlı Arapça yazılarda, Allah’ın 99 isminin yazılı olduğu belirtiliyor. Cami ibadet yeri, yine zamana direnememiş şu an yok. Hasarlı da olsa eşsiz minare; bize çok şey söylüyor.

‘İmam Abdullah’ zaviyesi’de, taşınanlar listesinde. Peygamberin amcaoğlu, Cafer Tayyar’ın oğlu olduğu iddia edilen ‘İmam Abdullah’a adanmış! Ciddi bir dönem farkı var ama, inanç bu. Artuklu eseri, 12 Y.Y.’a tarihleniyor. Yıkılmış, 1249- 94 de yenilenmiş. ‘50 yıla yakın bir süre, bu da düşündürücü’! Eyyubi dönemi, Sultan Takiyettin Abdullah döneminde yenileme. Akkoyunlu’lar zamanında, 1470’lerde başka bir yenileme daha.

 Artuklu’lar döneminde bölgeye önemli katkılar var. Bilim, sanat, kültür adına önemli adımlar. Eserler yapılmış ama, günümüze gelenlerin hali, gelemeyenleri işaret eder nitelikte.

‘Artuklu köprüsü’nde sıra. Kente yaklaşırken, yıkık da olsa ilk dikkat ona; hala güzel. Olası eski bir Roma köprüsünden kalanlarla inşa! 40 metrelik kemer açıklığı, çağına damga vurmuş. 12.Y.Y. başlarına tarihlenir. İki katlı olduğu, alttan kervanların, üstten insanların geçtiği rivayet. Dikkat; döneminin ilk paralı köprüsü. Tabi bilgi eksikliği olabilir. Bir ara kullanılmamış, olası zarar görmüş? Sonra yenileme. Bu çalışmada ‘Adil Gazi’nin ismi var, Artuk’lu. Ayaklar ilginç, akıntı tarafı üçgen, su yarılsın diye, diğer yan oval.  Kesme taşların, madeni kramplarla tutturulması, bugün bile kısmen ayakta olmasını açıklar nitelikte. Ayaklarda, değişik zamanlarda değişik figürler varmış. Hayvan, taşçı figürleri. Zamana direnemeyenlere, yenileri eklenmiş. Bir dönem hareketli ahşap bir destek yol ile kullanıldığı, düşman tehlikesi olduğunda, ahşap hareketli panelin kaldırılıp şehre ulaşımın kesildiği söyleniyor. Sular, yakında yutacak köprüyü!

Hasankeyf, ‘İpek yolu’nun bir kolunda. Dolayısı ile ticari kervanlar, çokça geçermiş. Bölgede üç gün boyunca ücretsiz konaklama hizmetinden söz ediliyor. ‘Yol geçen hanı’ deyimi de buradan türemiş. Bu isimde bir han varmış!

Sıra geldi ‘Ilısu barajı’nı incelemeye. Dicle, ülkemiz sınırları içinde, Diyarbakır, Batman, Siirt ve Şırnak illerimizde akıyor. Kimileri, barajın başka yerlerde inşa edilebileceği görüşünde. Tabi suyun ‘debi’ hesabı önemli! Barajın temelden yüksekliği 135 metre. Uzunluk 1820 metre,  gövde hacmi 44 milyon m3. Suriye sınırına 45 km. mesafede. Tam olarak devreye girdiğinde, 310 km2’lik bir alan, su altında kalacak. Maliyet; 1.7 milyar dolar. Barajın ömrü, sadece 50- 60 yıl kadar. Araştırmalar, Dicle- Fırat havzasındaki yeraltı sularının, gittikçe azaldığı yönünde.  

Ülkenin 4. Büyük barajı olacağı söylenen ‘Ilısu’nun toplam elektrik üretimine katkısı, sadece  % 5.

11 milyar m3 depolamanın, enerjiye çevrilmesinin Türk ekonomisine katkısının, yılda 400 milyon dolar olacağı söyleniyor.

İlkin 1936’da, Elektrik İşleri Etüt İdaresi, bu çalışmayı başlatıyor. Sonrasında, rafa kalkıyor. Gündeme geliyor; aralıklarla.  60’larda, 70’lerde yer tespiti sonrası, raporlar mevcut. 80’lerde alan; SİT oluyor, ve herkes rahatlıyor. Yıllar sonra 2006’da ele alınıyor proje, ve 2008’de ilk kazma vuruluyor.

Ulusal, uluslararası her türlü ‘karşı çıkış’ yeterli olmuyor ve proje ilerliyor. Halbuki uzmanlar diyor ki; ‘toprak altında çıkmayı bekleyen daha pek çok eser var! Sularla kaplanınca, derinliklere gömülecek’. Barajın tamamen devreye girmesi ile, salt yaşayanlar değil, oradan ekmek yiyen ‘bin’ler yer değiştirmek zorunda kalacak.

Dicle’nin o güzel balıkları kalmayacak, 120 civarı kuş türünün 18’inin üreme alanı yok olacak, çok daha önemlisi metan gazı! Karbondioksit’den de tehlikeli! Suların yükselmesi ile dibe çökecek bitkiler, kökler, yapraklar, tohumlar zamanla çürüyüp metan gazı salgılayacak! İşte bu bir felaket. Ekolojik bozulma, küresel ısınma ve çevre kirliliği demek! Örnekleri var! hidroelektrik santrallar, çevreci ve masum değil.

Trajikomik bir durum; eski Hasankeyf’den sadece 3 km. öteye taşınan eserlerin yerleştirilmesi esnasında yapılan kazılarda, bir sürü tarihi bulguya rastlanmış! Evsiz kalacakların bir bölümü, buralara yerleşecek. Yeni yerleşkede hastane, okul, çarşı, rekreasyon alanları ve yerel yönetim binaları var. Yeni bir Hasankeyf oluşturulmaya çalışıyor.

İç kaleye, yukarı şehre bir bakalım şimdi de! Taşınacaklardan bir tanesi dikkat çekiyor; Er-rızk cami. Mimari de güzel, hikaye de. İbadet yeri zamana direnememiş bu gün yok! Hasarlı da olsa şık minare,  avlu ve giriş kapısı ayakta. 1409’a tarihlenen yapı, Eyyubi eseri. Kare prizma üzerine oturtulan minare, mozaiklerle süslenmiş, kakma tekniği ile boyut katılmış. Kufi hatlı Arapça yazılar, damla motifleri, özel. Ama hikaye, daha da özel. Hemen yakındaki Süleyman Şah cami ile yakın tarihlerde yapılıyor. Farklı anlatılar olsa da; Er-rızk’ı yapan; Süleyman Şah’ı yapan ustanın kalfası. Bir şekilde anlaşamayıp ayrılıyorlar. Kalfa, ustalığını sergilemek üzere, Er-rızk’ın muhteşem minaresini yapıyor, açılışa eski ustasını davet ediyor. Usta minareye çıktığında, az önce aşağıda onu karşılayan eski kalfasının yukarıda onu beklediğini görüyor. ‘Ne zaman, nasıl çıktın, merdivende yalnızdım’deyince, gerçek anlaşılıyor. Minareye çıkan ayrı ayrı iki merdiven var! Kalfa ustaya gözükmeden diğerinden çıkıp tepede ustasını beklemiş. İşin finalinde değişik sonuçlar var. Ustanın kalfasını tebrik ettiği, sinirinden aşağı atladığı ya da elindeki keserle kalfayı kovaladığı, kalfanın yine diğer merdivenden kaçarak canını kurtardığı.

Sıra geldi ‘Orta Kapı’ya! 1416 tarihli Eyyubi eseri. İç kaleye çıkan yolun ortasında; tabi harap vaziyette.  Bir yanı moloz diğer yanı kesme taş işçiliği ile dikkat çekiyor. Bu yolda, günümüze ulaşamayan bir ya da iki kapının daha olduğu varsayılıyor.

Bunlardan başka, 12. Y.Y.’a tarihlenen, Selçuklu eseri sayılan ‘Koç cami’14. ya da 15.Y.Y.’a tarihlenen Eyyubi eseri olduğu varsayılan ‘Kızlar Cami’ var!  

İç kale yolunda, zamana direnemeyen ve tehlike arz eden kaya parçaları, zarar vermesin diye yıkılıyor. Görece iyi durumda olanlarda, güçlendiriliyor.

Metrelerce yükseklikte, kısmen hala yaşamın sürdüğü mağaralar civarında, bir mühendislik harikası denebilecek, Dicle’den su değirmenleri ile getirilen, açılan kuyular ile desteklenen ve belli havuzlarda biriktirilip kanallar yardımı ile kale civarına dağıtımı yapılan kullanım suyu şebekesi. 1300’lerden sonra buraların yeşillendiği söyleniyor.

Bu arada mağara deyince;  1 ya da 2 odalı olanların yanı sıra, 2 ya da 3 katlı olanlarda var. İnsan eli ile açılıp mekan haline getirilenlerin, oyulma işi sırasında ortaya çıkan kaya tozlarının özellikleri gereği, su ile karıştırılıp harç haline getirildiği ve kesilen simetrik taşların bu harç ile yapıştırılarak mağara önlerine güvenlik duvarları örüldüğü belirtiliyor.

Daha yukarılarda savaşlarda ve salgın hastalıklarda hayatını kaybedenlerin, çok sayıda mezarı var. Artık en tepelerdeyiz. Günümüze pek ulaşamayan‘Büyük Saray’ olarak adlandırılan Roma dönemi askeri garnizonu! İki katının var olduğu bir üçüncü katın da olabileceği söyleniyor.

‘Küçük Saray’denen yapı da Eyyubi döneminde, Emin İzzettin Muhammedin zamanında yapılmış. Aslan kabartmaları dikkat çekiyor. Önemli toplantılara ev sahipliği yapmış, zira iç akustik özel!

Yerli halkın hala zaman zaman altın, gümüş sikkelerin görüldüğünü iddia ettiği Darphane ve 1325 ile 1396 ‘olası yenileme zamanı’ tarihlerinin gözlemlendiği ‘Ulu Cami’gezimizin son noktası.

 Kasırrabi denen yer ‘Küçük Sarayın dibi’  Hasankeyf’in yukarıdan en iyi görüldüğü nokta. 1273’e tarihleniyor. Belki de son kez bakılıyor bu güzelliğe!

Bir sihri görüntülere, yazıya dökmek çok zor. Hele yok olacağını bilince. Tarih bilincimiz sıfır. Bugün buradan kopmamak için çaba harcayan yerel halk, yıllarca bölge için sesini niye duyurmadı?  Baraj gündeme gelmeseydi, aynı çarpık yapı sürecek miydi? Eserler, zamanla yıkılıp gidecek miydi?  Neden hiçbir onarım çalışması yapılmadı? Sorular çok. 

Özellikle SİT alanı ilan edildikten sonra, neden kapsamlı kazı çalışmaları yapılmadı?  Müzecilik, ören yeri işletmeciliği,  ulusal ve uluslararası tanıtım neden yapılmadı?

Evet karar vericileri eleştirebiliriz ama belki suç hepimizin? Artık yapacak bir şey yok. Hasankeyf büyük ölçüde sular altında kalacak. Bizlere de çektiğimiz görüntüler, yazdıklarımız ve anılar.